Resim: Özlem Korkmaz Kulluk makamı hariç, bütün makamlar ölünce yok olurlar. İnsan öz benliği ile başbaşa kalır. Yaşadığını hülasasının karşılığını alır. Bu kadar kavgaya gürültüye gerçekten değmez hayat. Kavgaların üzerine kurulu bir hayat devamlı hareket isteyen, insanın yaratılışındaki kutsallığına zarar veren bir devinime dönüşür. Her kavga, her savaş büyük emek ister. İnsanın en büyük savaşı nefsi ile olması gerekirken, nefsinin …
DevamıDeneme
Keçecizade İzzet Molla-Devrinin Yaşayan Romanı
Sürûrî ile başlayan yolculuğuma bu hafta İzzet Molla’nın hayatı ve edebi eserleriyle devam edeceğim. Sürûrî’yi öne çıkaran şey, ebced hesabı ile yazdığı, tarihsel bir arşivleme yöntemi niteliğindeki şiir ve yazılarıydı. Eserleri: Dîvân (Neşât-engîz), Hezliyyât (Mudhikât-ı Sürûrî-i Hezzâl) ve Sürûrî Mecmûası’dır. Şimdi İzzet Molla’ya bakalım. İzzet Molla, 18. ve 19. yüzyıl arasında bir köprü görevinde ve Tanzimat dönemi öncesi isimlerden biri …
DevamıEbedi Bir Mühür Olarak Ölümün Asaleti: Frankenstein
Mary Shelley’nin 1818’de yayımladığı Frankenstein ya da Modern Prometheus, sadece bir korku hikâyesi değil; bilimin sınırları, insanın yaratma arzusu ve toplumun dışlanmışlığa verdiği tepki üzerine yazılmış derin felsefi bir romandır. Bu trajik yaratım arzusunun kökenlerini anlamak için Mary Shelley’nin kendi hayatına bakmak gerekir. Shelley’nin yaşamı adeta bir kayıplar silsilesidir: Doğarken annesini kaybetmiş, üç bebeğini toprağa vermiş ve en sonunda büyük …
Devamıİnsansızlık Tuvali
Resim : Özlem Korkmaz Herkesin kendi hükmünü biçtiği tuvallerde yalanlardan gerçeği bulabilmek, en merhametsiz yüreklerden başının okşanmasını aramak gibi. Herkes, kendi ellerindeki fırçayla, utanmazlığı canlandırıyor. Namusunu, alın terini topladığın her daldan, en keskin, en kırılmış savuruyorlar en yakıcı fırtınalarıyla. Kimse kendi körpeliğini gözetmeden, çaldıklarının yansımasıyla ilerliyor dimdik. Kimse kendi tuvalinin rengini akıtmadan siyahlarından bükülmüyor. Kendi masalını çizerken herkes, hep başkalarının …
DevamıAhbap Ayağı
İnsanlık ölmüş harbiden! Dürüst, namuslu, şerefli insanlar bir lokma ekmeğin derdine düşerken; ahlakı hiçe sayanlar kolay yoldan haksız kazanç sağlayarak, başkalarının haklarını yiyerek kral gibi hayatlar sürebiliyor. Sanatından çok geçmişte vukuatlarıyla tanıdığımız bir şarkıcı son günlerde gündemi salladı. Yapmış olduğu güven istismarıyla kendisine güvenenleri adeta şokladı. Diyebilirsiniz ki bırak ona güvenenler ona inanıp hayal kırıklığı yaşayanlar düşünsün, sana mı düştü …
DevamıEdebiyatın Saati Neden Yavaş İşler?
Edebiyatın Saati Neden Yavaş İşler? Edebiyatın zamanı başkadır. Hatta o, zamansızdır. Belki göreceli olabilir ama asla kör değildir. Şimdi herkesin gördüğünü -günü geldiğinde- edebiyat zamanı görmez çünkü onun dünyasında asla torpil olamaz. Şimdi yanıltıcı olabilir, fakat yarın kolayla yanılmaz ve doğruları söylemek için “yarın” vardır esasında. Yoksa bu dünyadan güçlünün manipülasyonuyla doğrunun sesini duymadan göçerdik. Çağımızın en hızlı mesleği, maalesef …
Devamı“Bu Fırsat Okunur!” Şenol Tombaş Kitap Seti: 1100,00 TL
Namık Kemal – İntibah
İlk edebi Türk romanı dendiğinde akla gelen eser Namık Kemal’in İntibah’ıdır. Kronolojik olarak ilk roman unvanı, Şemsettin Sami’nin 1872 tarihli Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ına aittir. Fakat İntibah, kurgusu, karakter derinliği, betimleme gücü ve edebi dili bakımından daha yetkin bulunduğu için bu unvanı hak etmiştir. İntibah, kelime anlamıyla “uyanış”tır. Romanda insanın kendi zaaflarıyla yüzleşmesi, yani bir nevi gaflet ile hakikat arasındaki …
DevamıBen Kimin Yerinde Olsam
Ben senin yerinde olsam. Olmam, niye olayım? Herkes kendi yerinde olsun. Sen benim yerimde olsan… Ne yapardım? Sen benim yerimde olma! Niye benim yerimde olacaksın? Herkes kendi yerinde kalsın. Ne çok duyarız değil mi bu cümleyi. “Ben senin yerinde olsam; şöyle yapardım, şunu derdim, bunu giyerdim, oraya gitmezdim, buraya giderdim, şunu okurdum, burada çalışırdım, paramı şöyle değerlendirirdim, şunu alırdım, bunu …
DevamıDizelerin Anne Sesi
Dünya, annenin payına hep teslimiyet ve direniş biçendir. Oysa tek bir soru var aklımda: Onarılamaz bir mücadelenin kıvrımında dizlerini vuruşturmak mıdır fedakarlık? Puslu, sisli gecelerde yük sırtlanmak mıdır sahiden binlerce kurdun pusuda yattığı yabancı mahallelerin köşelerinde. Zamansız yağmurlarında sinmek demişler adına annenin. Her mısrasına, uzuvlarının ağrılarına kendinden vazgeçmeyi beslemişler. O annedir ki değil ekmeği sütü, o karşı konulmaz büyütmeyi ayıklayandır …
Devamı
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi
