Deneme

Kurtlar Sofrası

Maksuda erişmenin türlü hali var iken İnsanoğlu bulaşmış kötülüğe çok erken Çalıp çırpmak adeti bir tür hüner sayılmış Rüşvet torpil illeti pazarlığa yayılmış Vakte telaş bulaşmış faiz karın doyuran Helal ile haramı var mı tek tek ayıran Kalbe çalım atıyor tokluktan şişen mide Herkes aç mı yatıyor kim bu batan gemide Üstün gelmiş gürleyen, cebi şişik dev adam Kime ait …

Devamı

Pamuktan Kaleler

Düşlerimizi inandırdığımız ilk yalanda, tüm berrak suların sevgisizliğe aktığını hatırlarız. Aslında, modern insanlığın en utancını en olmaz trajedisini yaşatıyor. En şaşaalı, en vurucu ambalajları taşıyor egoları yetersizliğinin. Tüm bahçeler cennetin en saklı kıyılarına açılır sanırken sarraflar, en nadide elmaslarını savuruyor kimsesizliğe. Karatı en yüksek elmasları takıştırmak uğruna, ufacık tebessümlere, samimiyete, doğruluğa aç yüksünüyor. Vitrinleri dolduran o pırlantaları, dallardan koparılan gerçek …

Devamı

Dirilişe Koşan Düşler

Resim : Özlem Korkmaz “Günlerden bir yaz gecesi, pamuk tarlası ve gelincikler içinde bir düşteyim. Koşuyor, koşuyor arkama bakmadan, kalbim elimde. siyah sokak lambası yanıp yanıp sönüyor, etrafında kolsuz insanlar Ayaklarımı yerde kesiyor, keskin beyaz ve kırmızı kokular, Uçuşan pamuklar düşlerle geziyor, Tersiz düşünceler, tertemiz hayale bürünüyor. Bir göz kırpmak kadar uzun geçen zaman. Uçsuz bucaksız bir vadide, yeni doğmuş …

Devamı

Gözyaşı Kurağı

Vuslattan gelirse yalnızlık, başka nereye sığınırsın? Her mevsiminden bir yaprak daha yolunduğunda ağaçları karanlık. Cam silüetinden seyredemiyorsun martıları. Güneşleri, burukluğunu kesiyor tünellerinin. Geçmişte durulmayan o trendesin. Meçhule akan hatıraları, acılarından geçiyor her durağı. Sevdiklerin damlıyor kapılarından bir bir! Tutamıyorsun! Kendini bıraktığın tüm şehirde, kimsesizliğin ayazı yutuyor hislerini. Doğrulamıyorsun! Köreldiğin kuyulardan gürlüyor zaman. Şimdi, rüyalar görüyor yalnızlığını. Vagonlar daralıyor ağlamalarında. Yalnızca …

Devamı

Sol Yanın Dört Rengi

Yanaklarım sırılsıklam, Kalbin o dinmeyen sancısı Gözyaşıyla doğurur acıyı. Ruhumda açılan yarıklar Derin izler mühürler geceye. Zamanın koyuluğunda, Demli bir gece… Kalbe sızan karanlık, Derinleşen sessizlik Kuşanır kendi giysilerini. Tam bu anda, Aşkın rengini sorarsan eğer: Dört renk birden sarar Göğsümün sol yanını. Süzülür kanayan gözlere. Sürme çeken ellerimle Ateşe dönüşür düşen her damla. Bu yangının tam kalbinde, Göğsümün ortasına …

Devamı

Encümen-i Şuarâ

Yazı serisinden dört ismi geride bıraktık. Başlamadan önce hatırlayalım: Sürûrî, İzzet Molla, Leylâ Hanım ve Bayburtlu Zihnî. Sürûrî, ebced hesabıyla tarih düşürme tekniğindeki eşsiz ustalığıyla önem arz ediyordu. Keçecizâde İzzet Molla ise, klasik divan dilinin saray çevresine hapsolmuş üslubundan uzaklaşıp halka yakın, sade bir dil kullanmasıyla; üstelik sürgün hayatını gerçekçi tasvirlerle, neredeyse bir anı-roman tadında anlatmasıyla öne çıkıyordu. En önemli …

Devamı

Bayburtlu Zihnî / Heceyle Ölümsüzleşen Adam

Yazılarımı takip edenler bilir, yeni bir seriye başladım. Bu seride ele aldığım ilk üç isim “19. Yüzyılın İlk Yarısı” yani Tanzimat’a hazırlık dönemi kuşağından geliyor. Amacım o günden başlayarak edebiyat alanında çalışmalar yapan isimleri biraz daha yakından tanımak ve bugün bizlere katacağı fikirleri üzerinde biraz da olsa düşünmeyi sağlamaktır. Neticede insan farklı düşünürleri okudukça, farklı kalemlerin izini sürdükçe, dünü, bugünü …

Devamı

Düşünce Geceden Mirastır

Resim: Özlem Korkmaz Kulluk makamı hariç, bütün makamlar ölünce yok olurlar. İnsan öz benliği ile başbaşa kalır. Yaşadığını hülasasının karşılığını alır. Bu kadar kavgaya gürültüye gerçekten değmez hayat. Kavgaların üzerine kurulu bir hayat devamlı hareket isteyen, insanın yaratılışındaki kutsallığına zarar veren bir devinime dönüşür. Her kavga, her savaş büyük emek ister. İnsanın en büyük savaşı nefsi ile olması gerekirken, nefsinin …

Devamı

Keçecizade İzzet Molla-Devrinin Yaşayan Romanı

Sürûrî ile başlayan yolculuğuma bu hafta İzzet Molla’nın hayatı ve edebi eserleriyle devam edeceğim. Sürûrî’yi öne çıkaran şey, ebced hesabı ile yazdığı, tarihsel bir arşivleme yöntemi niteliğindeki şiir ve yazılarıydı. Eserleri: Dîvân (Neşât-engîz), Hezliyyât (Mudhikât-ı Sürûrî-i Hezzâl) ve Sürûrî Mecmûası’dır. Şimdi İzzet Molla’ya bakalım. İzzet Molla, 18. ve 19. yüzyıl arasında bir köprü görevinde ve Tanzimat dönemi öncesi isimlerden biri …

Devamı

Ebedi Bir Mühür Olarak Ölümün Asaleti: Frankenstein

Mary Shelley’nin 1818’de yayımladığı Frankenstein ya da Modern Prometheus, sadece bir korku hikâyesi değil; bilimin sınırları, insanın yaratma arzusu ve toplumun dışlanmışlığa verdiği tepki üzerine yazılmış derin felsefi bir romandır. Bu trajik yaratım arzusunun kökenlerini anlamak için Mary Shelley’nin kendi hayatına bakmak gerekir. Shelley’nin yaşamı adeta bir kayıplar silsilesidir: Doğarken annesini kaybetmiş, üç bebeğini toprağa vermiş ve en sonunda büyük …

Devamı