Zamana meydan okuyan hakiki bir kelamın haysiyetine sığınmak, sanal yüzeyselliğin ve geçici kabullerin egemen olduğu bu çağda kaçınılmaz bir duruştur. Yazarlık, kâğıt ile mürekkebin birleşmesinden doğan teknik bir süreç değil; dünyayla, insanla ve dille kurulan derin bir hesaplaşmadır. Yazar, bu hesaplaşmanın getirdiği varoluşsal düşünceye ne kadar dâhildir? Bir yazıyı yazarken kelimeleri ne kadar tanıyor, onların doğurduğu duyguları ne kadar yansıtabiliyordur? …
DevamıMakale
Ziya Paşa
Sürûrî’den başladığım köşe yazısı yolculuğumda şimdiye kadar ele aldığım isimleri hatırlatarak bu haftaya başlayalım. Sürûrî, şiir ve yazılarına ebced hesabıyla tarih düşürmenin ustasıydı. Keçecizâde İzzet Molla, sürgün hayatını bir anı-roman gibi anlatan, devrinin romanını yaşayan adamdı. Leylâ Hanım, var olabilmek için verdiği bir başkaldırının sembolüydü. Bayburtlu Zihnî, aruzla yaşamak isteyip heceyle ölümsüzleşen bir isimdi. Encümen-i Şuarâ, sekiz ayda dağılan ama …
DevamıŞemsettin Sami
Şemsettin Sami Ahmet Vefik Paşa’dan sonra, çeviri dünyasının önemli bir isminden bahsetmek istiyorum. Şemsettin Sami. İkisini yan yana yazıyorum çünkü ikisi de aynı dönemde, aynı meseleyle (Batı’dan bir eseri Türkçeye nasıl taşımalı?) uğraşmış, ama tamamen zıt yöntemler seçmişlerdir. Ahmet Vefik Paşa eseri yerelleştirip sahiplenirken, Şemsettin Sami tam tersine, orijinal metne birebir sadık kalmayı tercih etmiştir. Hatta bu yüzden kendi dönemi …
DevamıAhmet Vefik Paşa
Bugüne kadar yazdığımız isimler, Tanzimat dönemini hazırlayan isimlerdi. Encümen-i Şuarâ’dan sonra sıra Ahmet Vefik Paşa’ya geldi. Onu, özellikle bu dönemle ilgili bilgisi olmayanlar için yakından tanıtmak, onun farklı yönlerini buraya aktarmak istiyorum. Belki bu şekilde, o dönemin isimlerinin nasıl katkılar sağladığını ve neyle mücadele ettiğini daha yakından görebilir, anlayabilirsiniz. Ahmet Vefik Paşa’nın bize kattığı en önemli şeylerden biri, Türkçenin Arapça …
DevamıEncümen-i Şuarâ
Yazı serisinden dört ismi geride bıraktık. Başlamadan önce hatırlayalım: Sürûrî, İzzet Molla, Leylâ Hanım ve Bayburtlu Zihnî. Sürûrî, ebced hesabıyla tarih düşürme tekniğindeki eşsiz ustalığıyla önem arz ediyordu. Keçecizâde İzzet Molla ise, klasik divan dilinin saray çevresine hapsolmuş üslubundan uzaklaşıp halka yakın, sade bir dil kullanmasıyla; üstelik sürgün hayatını gerçekçi tasvirlerle, neredeyse bir anı-roman tadında anlatmasıyla öne çıkıyordu. En önemli …
DevamıBayburtlu Zihnî / Heceyle Ölümsüzleşen Adam
Yazılarımı takip edenler bilir, yeni bir seriye başladım. Bu seride ele aldığım ilk üç isim “19. Yüzyılın İlk Yarısı” yani Tanzimat’a hazırlık dönemi kuşağından geliyor. Amacım o günden başlayarak edebiyat alanında çalışmalar yapan isimleri biraz daha yakından tanımak ve bugün bizlere katacağı fikirleri üzerinde biraz da olsa düşünmeyi sağlamaktır. Neticede insan farklı düşünürleri okudukça, farklı kalemlerin izini sürdükçe, dünü, bugünü …
DevamıBir Yazar Dünyevi Görüşünü Açık Eder mi?
Bir yazarın gerçek anlamda sanat yapmaya başladığı andan itibaren kendine sorması gereken sorulardan biri şudur; “Siyasi-Politik, İdeolojik ve Dini düşüncelerimi içeren -dünyevi görüşümü- açık etmeli miyim?” Okur açısından düşünüldüğünde ise şu soru kafayı yorar; “Bir yazarın dünyevi görüşü, onun eserlerini okumanız için sizi motive mi ediyor yoksa caydırıyor mu?” İnsani ölçüler bakımından düşünürsek, yazar, şair, ressam… her kim olursa olsun …
DevamıKimdi?
Neden bunu yapıyordum kendime? Bile bile acı çekmek ya da bile bile kendimi bu girdabın içine sokmak… Defalarca aynı yerden yanmaya neden gönüllü oluyordum? Kendime neyi itiraf edemiyordum? Oysa başka seçenekler de vardı. Hayata güzel bakmanın keyfini süreceğim; güneşli ya da yağmurlu bir güne uyanmak, hiç fark etmeksizin tebessümle kalkmak o yataktan… Saçlarının dağınıklığına takılmadan aynada sana bakan kendi gözlerine …
DevamıKurgulanmış Savaşlar
Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz çatışmaların, ABD ve diğer küresel güçlerin “barış sağlama” iddialarının ardında yatan asıl niyet, gezegenin kaynaklarını yönetme arzusudur. Bu elitist kesimler; artık siyasi otoriteleri de yanlarına alarak din, ırk ve etnik kimlikler üzerinden toplumları manipüle ediyor. Eskiden sadece basını kullanarak yalan haberler yayan, aramıza ajanlar sokan bu yapı, artık dijital kurguları ve sahte önderleri de devreye soktu. …
DevamıHatırlayın!
Edebiyatın, sanatın ve felsefenin dönüştürücü gücüne daima inanırım. Çünkü insan ancak gerçek bir varoluşu, ruhsal ve zihinsel olarak ortaya koyduğu şeylerle hissedebilir. Kendi üretmese dahi okuduğu bir cümlenin altını çizerken, bir tablonun renklerinde göz gezdirirken ya da bir düşünürün fikirleri üzerine kafa yorarken… Bunlara hâlâ inanmaktayım. İnanmasam sanırım yazmayı bir kenara bırakır, düşünmekten de vazgeçerdim. Gelgör ki insan, ne yaşarsa …
Devamı
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi
