Kurgulanmış Savaşlar

Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz çatışmaların, ABD ve diğer küresel güçlerin “barış sağlama” iddialarının ardında yatan asıl niyet, gezegenin kaynaklarını yönetme arzusudur. Bu elitist kesimler; artık siyasi otoriteleri de yanlarına alarak din, ırk ve etnik kimlikler üzerinden toplumları manipüle ediyor. Eskiden sadece basını kullanarak yalan haberler yayan, aramıza ajanlar sokan bu yapı, artık dijital kurguları ve sahte önderleri de devreye soktu. Hatta biyolojik denemelerin birer silah olarak kullanıldığı bu “yeni dünya düzeninde” insan kalmak, başlı başına bir direniş ve savaş sebebi hâline geldi.

Tarih, bu manipülasyonun kanlı örnekleriyle doludur. Bunun en çarpıcı sahnelerinden biri, 1964 yılında yaşanan Tonkin Körfezi Olayı’dır. ABD yönetimi, Amerikan gemilerinin Kuzey Vietnam tarafından “sebepsiz yere” saldırıya uğradığını iddia ederek tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Medya bu haberi sorgulamadan manşetlerine taşıdı, halk galeyana getirildi ve Kongre’den en hızlı biçimde savaş yetkisi alındı. Oysa yıllar sonra açılan gizli arşivler “NSA raporları” gerçeği ortaya koydu: Olay hiç yaşanmamıştı. Radar ekranlarındaki hayalet görüntüler, bir kurgu malzemesi yapılmış; 58.000 Amerikalı ve 3 milyon Vietnamlı, olmayan bir saldırının intikamı uğruna can vermişti. Amaç barış değil, bölgedeki stratejik kaynakların ve siyasi dengelerin kontrolüydü.
İşte bu yüzden, gerçekleri dile getirenlerin “komplocu” diye yaftalanarak susturulduğu bu çağda durup düşünmek hayati bir önem taşıyor. Çünkü güven duvarı bir kez yıkıldı mı, yerini alan “buna güvenmemeliyim” algısı bizleri birer av hâline getiriyor. Birlik bilincimiz yok edildikçe, küresel satranç tahtasında harcanacak birer piyon olmaya mahkûm ediliyoruz.

Anlık tepkilerimizi yöneten mekanizmaları, amigdalamızı tetikleyen korku pompalayıcılarını tanımak zorundayız. Bizim savaşımız silahla değil; yeniden sosyal bağlar kurmakla, birbirimize güvenmekle ve her türlü dezenformasyona karşı akılcı, rasyonel bir duruş sergilemekle kazanılacaktır. Çünkü sistemi dizayn edenler bizim durup düşünmemizi ve akılcı kararlar almamızı engelleme konusunda oldukça başarılılar. Farkında olalım ya da olmayalım, bugün bir başkasının yaşam hakkını gasp edenler, sıra bize geldiğinde de aynı şekilde hareket edecektir. Bizler onların bakış açısına göre sayısal istatistik ve hatta veriden ibaretiz. Oysa insan olmak bununla ölçülecek bir şey değildir.

Umarım bu konuda daha çok farkındalık kazanır ve bilinçleniriz. Çünkü kahramanlar öylece ortaya çıkmaz; onlar inşa edilir. Halkların en büyük yanılgısı, dışarıdan bir “kahraman” beklemektir. Oysa o beklediğimiz kurtarıcılar, bazen bizi bir ideolojiye inandırıp peşinden sürükleyen elitistlerin piyonlarından başkası değildir. Bizler, o özlediğimiz kahramanın bilinciyle kendimizi donatmadıkça, sahte ile gerçeği ayırt etmeksizin bu manipülasyonlara açık hâlde kalmaya devam edeceğiz. Gerçek kurtuluş, başkasının bizi kurtarmasında değil; kendi zihnimizi ve vicdanımızı bu sistemin kuşatmasından özgürleştirmemizdedir.
Türkan Beyaz
22.03.2026

Bu yazıyı okudunuz mu?

Titriyordu

Kara Kalem: Mehmet Mücahit Yurteri Öyle bir gündü ki soğuk, insanı ince ince doğrarken, yağmur …