Yazar : Özlem Korkmaz
Hani diş macunu bitmiştir biri vardır ve onu sonuna kadar sıkar hatta en son ortadan yuvarlar ki son damlasını da sıksın, kenardan delinip sızar ya o diş macunu işte biz her şeyi o hale getiriyoruz. Bugünlerde sanatı da… Üstelik macunu sıkan mevcut kutu bittiği için belki elinin altında yenisi o an olmadığı için sıkmıştır. Bizse bolluktan böyle yapıyoruz. Nereye çevirsek kafamızı sanata çarpıyor, gözümüz şurada dursun. Bulduğumuz her şeye; yemek yediğimiz tabağa, su içtiğimiz bardağa, giydiğimiz kazağa tabloları basıyoruz da basıyoruz. Zile, kapıya, paspasa basa basa sanatın suyunu çıkarıyoruz. Neredeyse battaniyeyi gören “Aaa bu falan ressamın şu tablosu değil mi diyeceğine, tabloyu gören aaa bu filan marka battaniyenin deseni değil mi?” diyecek.
Sanatı her şeye dökmeye kalkışıp her şeyi sanata dökeceğiz diye uğraşıp didiniyoruz. O halde ki yediğimiz kahvaltının domateslerini salatalıklarını bile türlü hale şekle sokup her şeyi soyup soğana çeviriyoruz. Sanatsal bir masa demek için yemeğe kıyamadığımız şeyleri sofraya kıyıyoruz. Sanatı her şeye dökmek için yani her şeyi paraya dökmeye çabalıyoruz. Kimse de ayıklamıyor bu pirincin taşını. Tam taşı gediğine koyacağız derken aradan bir sanatsever çıkıyor, hayırseverliğine sanatın tarihine sözde somut, soyda soyut ne varsa ortaya döküyor. Döküleni toplayıp dağıtıyoruz. Gerçekten sanat tarihi hiç bu kadar mahcup olmamıştı. Tarihten hortlayıveren ne varsa madene dönüştürüyoruz. Madem, dediysem paraya. Tablolar duvarlarda müzelerde sergilerde anlamlı iken sahibinden asla izin alamayacağımız eserleri sıradanlaştırıyoruz. Ne yöne baksak sanat akıyor. Herkes sanatkâr. Her yerde sanat var. Bu dediğim de slogan gibi oldu ama baydık bayıyoruz. Demişken, bir de sanatı terapi sebebi kılmak modası var. Süslü havalı cümlelerle; “Resim bir terapidir. Seramik terapidir. Çini terapidir.” Biri de demiyor ki bu terapi nedir? Ben düşünüyorum ki sanatın hiçbir dalı terapi değildir. Elbette müzik gibi spor gibi sanatsal faaliyetlerde kişinin ruhuna bedenine zihnine iyi gelen şeylerdendir. Ancak sanatı terapi kafasıyla inşa edilen bir iç döküm ve boşluk doldurmaca ve sanki sanatı icra edenlerin de terapi maksadıyla bir araya gelip o anki ruh haletlerine göre bir şeyi gelişigüzel oluşturan olarak göstermek sanatın tarihi birikimine haksızlık değil midir? Belli bir uzun uğraş ve emek, zengin bir deneyim neticesinde var olagelmiş bir disiplinin hangi yönden geldiği belli olmayan duygularca oluşturulduğunu söylemek ne derece doğrudur? Tabii biz “sanat nedir kimlerce icra edilir”i tartışa dururken “sanat kim içindir” yıllarca beyni zahmete tâbi tutmuştur.
Sanat ister toplum için inşa edilmiş olsun ister toplum sanatla şekillenmiş olsun netice de kendi içindeki kural ve kaidelerinden taviz vermemelidir. Her önüne gelen sanatkâr olup her elinde bir şey çeviren sanat yaptığını dile getirirse bu hamur daha çok su ister. Maksadım sözü yoğurmak, yormak değil her şeyi olduğundan fazla kabartmamak olduğunu söylemek. Kimsenin teknesine laf ettiğimiz de yok. Bu bir fırındır. İster pasta üret, ister poğaça yap ister pekmezli çörek, ister ballı börek. Fakat yapacaksan ekmeği gramajına uygun olsun. Yenecekse bir dilim pasta damak tadına göz zevkine uygun olsun. Sanat dediğin budur zaten. Sen çıkarıp her öğün pasta yemezsin. Pasta seviyorum diye de sürekli ağzına yüzüne, üstüne başına krema sürmezsin.
Yani diyorum ki bırak o macun o kadardı.
18 Mayıs 2026
Resim: Özlem Korkmaz
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

