Bazı camların hemen öbür yanında Necmi amcalar vardır. Kim olursan ol yine de gel diye bağıran Mevlana’nın hoşgörüsü çarpar içinde. Elin iğnesiyle ancak can yakılır derlermiş ama o, gönüldeki en büyük yarayı bile birleştirendir koşulsuz sevgisiyle. Lokman Hekim’in gizli elidir; yetmediğinde nefesi, dokunamadığında sesi, kimin bulaştıysa çamura heybesi, Hızır’ın kundağına sarılır özleminde yalnızlığının. Gönüller yapmaya geldim diyen Yunus’un ritmi vardır duvarlarının tınısında. Değil bir mahallenin, koca dünya derdini kopuzuyla sırtlayan Dede Korkut oturur aslında makinenin başına. Her hikayenin ismi kazınmıştır ilmek ilmek. Hangi yokluktan daha güçlü ya da daha sancı dolu, eksik çıktığına aldırmayandır Necmi amca. Su satarken, ayazların kapladığı sokaklardan yırtık pabuçlarıyla sığınan çocukların, sobasının sıcağında kalplerini paklayandır. Başını sokacak dam bulamayan Ayşelerin korkularını teyeller dikiş makinesinin tıkırtısında. En sert kumaşa hangi iğneyi vuracağından emin olduğu kadar, paramparça kalmış her hayatı hangi umudun iyileştireceğini sezer bilgeliği. Çünkü o tezgahtaki kumaşlar kime ait olduğunu söyler her suskunluğun. Hangi kulaktan bir diğerine yayılacağını bulandır. Necmi amca vardır makinenin hemen ardında. Sadece gözlerini görürsünüz. Bazen okyanus olur, bazen en acıklı şarkı gibi bakar derinden. İçinde büyüyen bin bir gece masallarını okursunuz. Huzurevinde bir başına yaşayan, bacakları olmayan, tekerlekli sandalyesine kavuşamayan Mustafa dedeyi anlatır. O anlatır, siz dinlersiniz. Üşümelerini dinlersiniz sokak çocuklarının. Pamuk Prensesler gibi şanslı değillerdir onlar. O anlatır, siz dinlersiniz.
Bir yırtığı dikmez ruhu; Mustafa dedenin bağrına doya doya basamadığı torunlarını, bir başınalığını, mahrumiyetini, o sokak çocuklarının hiç sığınamadığı aile sıcaklığını, birlikte kuramadığı kahvaltı sofralarını işler aynı tezgaha. Makinenin pedalına basan ayağında tüm bencillikleri silip süpürmeyi diler gibidir. Ve tüm aşağılanmışlığa yenilirsiniz: Necmi amcanın dikişi ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar sağlam durursa dursun bu hayatın karanlığını kapatmaya tek başına yetmeyecektir belki de. Yine de pedala basmaktan vazgeçmeyen de her defasında daha bulunmaz hikayeleri yaşatan da üşüyen canları dağılıp kaybolmasın diye merhem saçan da hep Necmi Amcalar olacaktır. Diliyorum ki hiç kapanmasın ışıkları, sönmesin sobası. Hep bir yakacağı olsun kibritçi kızlarına ve hiç sökülmesin gözlerinden merhametleri. Kırılmasın makineleri. Diliyorum ki acıyla, sancıyla bitmesin hiçbir masal.
Dilerim ki nadir kalmış da olsalar, onları daha fazla yitirmeyelim. Eğer Necmi amcalar susarsa; Mevlana’nın çağrısı karşılıksız, Lokman Hekim’in reçetesi yarım, Yunus’un ritmi sağır fısıldayacak. Fuzuli’nin asırlar evvelden beyitlerinde sarmaladığı gönül yaralarını o paslı makinesinde iyileştiremeyecek. O pedal durursa eğer, insanlığı bir nebze de olsa yumuşatan hırkalar da rengini solduracak çağın duygularında.
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

