Berber Raif Rıza

Berber Raif Rıza

Erkek berberi idi aslında… Ufak bir dükkânı vardı… Temizdi… Sınırlı ama devamlı müşterileri vardı… Ama iyi para kazanamıyordu… Evliydi, yatalak bir annesi ve eşiyle mütevazi bir hayat sürmekteydi… Çocukları yoktu… Hayatın akışı içerisinde durumunu kısa sürede değiştirmişti… Bu değişimin hızı, onu tanıyanların zihninde cevaplanmamış bir soruyu da beraberinde getiriyordu… İyi para kazanmaya başlamıştı… Biraz borçlanarak dükkânının yanındaki dükkânı da alarak büyük bir kuaför salonu haline getirmişti… Bakırköy’de Tamburacı Sokaktaki tek kadın kuaförüydü… Ancak Berber Raif ismini hafızalardan silmeyi başaramamıştı… Raif Rıza “Varsın berber desinler, ben işimi yaparım…” diyordu her zaman… Ama bu hızlı yükselişin ardında görünmeyen bir gölge vardı; herkesin dilinde aynı soru; Raif bu parayı nereden bulmuştu?..

Raif kısa boylu, zayıf, saçları önden ve arkadan açılmaya başlamış, yakışıklı denilemez ama sevimli, espri kudreti yüksek biriydi… Yirmi altı yaşındaydı… Salonunda kahkahalar hiç eksik olmazdı…. Kahkahaların ardında bazen ince bir yalnızlık sezilirdi; belki de Raif’in kendi içinden yükselen sessiz bir çığlık…. Güzel bir eşi vardı… Birbirlerini seviyorlar mıydı?.. Bilmek zor… Kim bilir…

Aradan bir yıl geçmişti… Kuaför Raif işleri büyütmüştü… Yanına kuaför ustası Haris Haslet, yardımcı kuaför Davut Devrim, temizlik, çay servisi gibi işleri yapmak için Emel Ecem adlarında üç eleman almıştı… Ancak çalışanlarına son derece cimriydi… Kendi yaşadıklarını unutmuşa benziyordu… İş yerine çok yakın, beş dakika yürüme mesafesinde yeni bir daire satın almıştı… Mutluydu… Yatalak annesine bakıcı bile tutmuştu… Böylelikle eşine daha rahat bir hayat sunmayı hedeflemişti… Raif’in hayat standardı gittikçe yükseliyordu… Haliyle bu durum çevrenin dikkatini çekiyordu… Yükselen her hayat, bir gün kendi gölgesine çarpar; Raif’in gölgesi de hızla büyüyordu…

Raif Rıza o gün, on sekiz haziran iki bin yirmi üç pazar günü, olacakları bilse hiç dükkânını açmaya gider miydi?.. Ama insan, yazılmış randevuya istemese de gitmekten kaçamaz… Raif de kıramayacağı bir müşterisi için çalışanları ile birlikte yedi otuzda kuaför salonunda hazırlıklarına başlamıştı… Bir tek çalışanı Davut Devrim izin alarak dükkândan ayrılmıştı… O günün sabahı sıradan görünüyordu; ama sıradanlık bazen en büyük felaketlerin maskesidir…

Her şey evi, eşini araması ile başlamıştı… Üst üste aramalarına bir yanıt alamamıştı… Raif Rıza merak ve kaygı içinde eve gitmişti… Berber kapıyı kendi anahtarıyla açmaya çalışmış ancak kapı içeriden kilitli olmalıydı, açılmıyordu… Bir çilingir yardımı ile kapı açıldığında evin içinden yükselen sessizlik, bir mezarın sessizliğine benziyordu… Eve baktıklarında, Berber Raif ve komşuları o korkunç manzara karşısında şok geçirmişlerdi… Yatalak anne odasında, berberin eşi mutfakta kanlar içindeydi… Hunharca öldürülmüşlerdi…

Olay yeri komiseri Cevdet Cihan, cinayetin işlendiği Yüce Tarla Caddesi yirmi bir numaralı Göğebakan Apartmanı ikinci kat altı numaralı dairede ve apartman girişinde her türlü tedbiri almış, savcı ve cinayet büro ekiplerinin olay yerine intikalini bekliyordu… İlk gelen Başkomiser Eşref Eren Edremit olmuştu… Her zaman olduğu gibi ilk sözü:

“Cevdet, savcı geldi mi?..” olmuştu…
“Yok başkomiserim… Uzak bir yerde ölümlü trafik kazasına gitmiş, yolda, geliyor…”
“Tamam Cevdet, nedir durum?..”
“Yetmiş beş yaşında yaşlı bir kadın… Üstelik yatalak… Mutfakta da genç kadın… Yirmi beş yaşında… Yaşlı kadının gelini…”

Başkomiserin yüzündeki çizgiler derinleşti; cinayet, sıradan bir dosya olmaktan çoktan çıkmıştı…
“Kimlikleri tespit edildi mi?..”
“Evet başkomiserim, yatalak kadın berberin annesi Hatice Rıza, 1948 Malatya doğumlu, genç kadın da berberin eşi Gülfidan Rıza, o da 1998 Malatya doğumlu…”
“Kadının eşi nerede?..”
“Aşağıda başkomiserim, berbermiş… Raif Rıza…”
“Yatalak kadınla gelini mi ilgileniyormuş?..
“Başkomiserim, komşuların anlattığına göre bakıcı bir kadın varmış… Sıdıka hanım…”
“Evde yok muymuş?..”
“Hafta sonları izinliymiş…”
“Pekâlâ kim bulmuş cesetleri?..”
“Komşularla birlikte kadının kocası…”

Etraftaki kan gölünü gören Eşref başkomiser şaşırmıştı… Bunca yıldır birçok cinayet, birçok maktul görmüştü… Ama bu… çok kötüydü… Kan kokusu, apartmanın duvarlarına sinmiş gibiydi; başkomiserin yüzü bir an için taş kesildi…

Başkomiser Eşref daireyi incelemeye başlamıştı tüm dikkatiyle… Daireye kapıdan girişte geniş bir antrenin olduğu görülüyordu… Uzun bir koridorda sağlı sollu kapılar dört odaya ve mutfağa açılmaktaydı… Koridorun sonunda ana koridoru kesen küçük koridorda ise sırasıyla banyo ve tuvalete açılan iki kapı bulunmaktaydı… Ana koridordaki sağdaki ikinci kapıdan girildiğinde küçük odada yaşlı kadının cesedi vardı… Yine ana koridordaki soldaki birinci kapıdan salona giriliyordu… Salondaki kül tablasında beş adet sigara izmariti bulunmaktaydı… Ancak sigara izmaritlerden biri farklı bir sigara markasına aitti… Sehpanın üzerinde bir cep telefonu bulunmaktaydı… Muhtemelen evin genç hanımına ait olmalıydı… Mutfakta bir boğuşma olduğu belliydi… Mutfağın tezgahında büyük bir bıçak vardı… Cinayette kullanılmış olması muhtemeldi… Bıçak temizlenmiş, ama yine de üzerinde noktalar halinde kırmızı lekeler vardı… Mutfakta kullanılmış tek bir bulaşık eldiveni yerde, çöp tenekesinin yanında duruyordu… Kapı girişinde ıslak bir havlu bulunmaktaydı… Büyük olasılıkla katil ıslak havluyla parmak izlerini silmiş olmalıydı… Bütün bu deliller numaralandırılmış, fotoğrafları çekilmişti… Başkomiserin gözleri sigara izmaritinde takılı kaldı; farklı marka, farklı hayat… Belki de katilin sessiz imzasıydı…

“Bu ne Cevdet, bu, bu… Canavarlık yahu… Kadınları doğramış bu insanlıktan çıkan hayvan… Ama hayvan bile böyle öldürmezdi… Ne yazık ki başkomiser bunu yapanın insan olduğunu biliyordu… Ne istemiş kadınlardan?..” diye hiddetlenen başkomiser bir sigara yakarak biraz sakinleşmek istemişti… Yaklaşık dört yıl sonra ikinci gelişiydi Bakırköy’e… Bay Daron cinayetini çözmüştü iki bin on dokuz yılında… İşte yine Bakırköy, yine bir cinayet olayı… Bu sefer çifte cinayet… Sessizliği yine Eşref başkomiser bozmuştu:

“Cevdet, cinayet ne zaman işlenmiş?..”
“Başkomiserim, yaklaşık sabah saat on ila on iki arası olduğunu tahmin ediyoruz…”
“Cinayet aleti?..”
“Büyük bir ihtimalle mutfaktaki bıçak kullanılmış ancak temizlenmiş görülüyor, yaralara bakılırsa bu bıçağı işaret ediyor…”
“Tüm delilleri alalım…”
“Tamam başkomiserim…”
“Başka bir şey var mı?..”
“Başkomiserim, evde ne kadar parmak izi varsa tespit etmeye çalışıyoruz…”
“Kapı girişindeki ve kapının kendisinde de olabilecek bütün parmak izlerini tespit edelim…”
“Emredersiniz başkomiserim…”
“Kocasıyla konuştunuz mu?.. Cinayet sebebini gerektirecek bir durum var mı?..”
“Cinayet büyük bir ihtimalle hırsızlık?..”
“Nasıl yani?..”
“Başkomiserim, evde orta boy çelik kasa var… İçi boşaltılmış… Kocasının ifadesine göre içinde yüklü miktarda para ve karısının mücevherleri varmış…”
“Çelik kasa ha?.. Açıldığına göre evi bilen, aynı zamanda kasanın şifresini de bilen birisi bu işi gerçekleştirebilir… Yani katil veya katiller aileye yakın biri ya da aile içinden biri gibi ancak anlamadığım durum sen kapının içeriden kilitli olduğunu söyledin, kilitli ise katil dışarı nasıl çıktı?..”
“Amirim, yanlış anladınız, kapının içinde anahtar takılı imiş demiştim…”
“Her neyse Cevdet, söyle de şu çilingiri bulsunlar… Kapı kilitli mi?.. Yoksa anahtar kilide takılı vaziyette miydi?.. Bunu tespit edelim ilk önce…”
“Evet başkomiserim, hemen hallediyorum… Hah, savcı Emel Ersoy da geldi…
“Kolay gelsin başkomiserim, merhaba Cevdet…”

Başkomiser Eşref, olay yeri Komiseri Cevdet cinayet hakkında ilk elde ettikleri delilleri, gerekli bilgileri savcıya aktarmışlardı… Savcı Emel Ersoy’da kendi incelemelerini tamamlayarak maktullerin İstanbul Adli Tıp Kurumuna kaldırılmasını isteyerek olay yerinden ayrılmıştı… Böylelikle zorlu bir cinayet dosyası daha açılmıştı, Başkomiser Eşref Eren Edremit’in çözmesi için… Dosya ağırdı; kâğıtların arasında kan kokusu hâlâ dolaşıyordu…

Başkomiser Eşref Eren Edremit Cinayet Bürodaki odasına giderken düşünceli hali dolayısıyla koridordaki meslektaşlarının bıyık altından gülmelerini görmüyordu… Herkesin, “Yahu başkomiseri kim giydiriyor böyle, silah zoruyla mı?..” diye ortak fikirlerini beyan etmekten çekinmiyorlardı… Başkomiser her geçen gün kilo almaya devam ediyordu… Yine göbek üstü pantolon, kısa ceket, ekose gömlek, peçete görüntülü kravattan oluşan giyim tarzını devam ettirmekteydi… Değişiklik sadece sakallarını biraz daha uzun bırakması ve de terini sildiği her zamanki beyaz mendilini lacivert renkli mendille değiştirmesiydi… Başkomiser mendilini yanından hiç eksik etmezdi… Çok terleyen biriydi… İşin garibi üzerinde uyumlu tek şey başkomiserin lacivert gözleriyle lacivert mendiliydi…

Başkomiser her zamanki gibi bürosunda oturmuş, önünde Bakırköy’de işlenen çifte cinayet dosyası, adli tıptan gelen raporlar içinde kaybolmuştu… Dikkatli bir şekilde dosyayı inceliyordu… Kül tablası silme sigara ile dolmuş, oda mavi siyah sigara dumanından görünmez olmuştu… Bu gibi durumlarda başkomiserin odasına girmeye kimse cesaret edemezdi… Başkomiser yatalak kadının göğüs ve karın bölgesinden on bir kez, gelini genç kadının da sırt bölgesinden on iki kez bıçaklandığını yüzü buruşmuş kâğıt gibi bir ifade ile okuyordu… Bıçaklamanın yanı sıra genç kadının ip veya benzer bir cisimle boğulduğunu, yaşlı kadının da yastıkla boğulduğunu okuyunca “Vay vicdansız, şerefsiz!..Vay pzv…, vay pşt… pislik…” diye söylenmeye başlamıştı… “Ulan…” demişti, “İnsanlar henüz ölmemiş, can çekişirken, bir de nefessiz bırakmak ne demek, alçak şerefsiz…” Eşref başkomiserin canı çok sıkılmıştı… Bu olayı bir an önce çözmek istiyordu, ancak ortada fazla delil yok gibiydi… Evde bulunan parmak izlerinin çoğu ev halkına aitti… Bir kısım parmak izleri de başka kişilerin olmalıydı… Muhtemelen aile yakınları, komşulara ait olabilirdi… Yalnız en son kapıdan çıkarken kapı pervazında bulunan iz büyük olasılıkla katile ait olabilirdi… Ancak bu iz bozulmuş, tam bir iz olmaktan çıkmıştı… Çünkü girişte bulunan ıslak havluyla izleri silen katil, son bir kere daha evi incelemiş, kalan izleri de hızla silerek bozmuştu… Ayrıca katil veya katiller içeri rahatlıkla girip, kasayı açtıklarına göre büyük olasılıkla tanıdık olduklarını göstermekteydi… Yapılacak ilk iş, aileye yakın akrabaları, dostları, apartmandaki komşuları ile tek tek konuşmak ve herkesten el swabı, parmak izleri almak olmalıydı…

“Abdullah, Atilla, bakın hele…” iki genç komiser yardımcısı koşarak gelmişlerdi:
“Buyurun amirim, emredin!..”
“Çocuklar, şu çifte cinayet için Bakırköy’e gidiyorsunuz… Ailenin ne kadar yakını, dostu, komşuları varsa herkesle konuşuyorsunuz… Ben de berberle, çalışanlarıyla, bakıcıyla merkezde sorgulama yapacağım… İlk şüpheliler; umarım bir şeyler çıkar…”

Başkomiser ilk olarak Berber Rıza ile görüşmek üzere sorgu odasına girmiş ve görüşmeye başlamıştı:
“Rıza Bey, on sekiz haziran iki bin yirmi üç pazar günü, saat on ila on iki arası neredeydiniz?..”
“Başkomiserim, iş yerimdeydim… Müşterim vardı, gelin başı yapıyordum… Evi aradım… Yanıt alamayınca komşulardan yardım istedim… Onlarda kapı açılmayınca bana haber verdiler… Eve giderek komşularla birlikte kapıyı açtırdığımda bu durumla karşılaştık…”
“Pekâlâ Raif Rıza, bir düşmanın var mı?.. Herhangi bir tehdit alıyor muydun?..”
“Hayır Başkomiserim, yok… Hiçbir tehdit almadım şimdiye kadar…”
“Pekâlâ, kasanın şifresini senden başka bilen var mıydı?..”
“Başkomiserim, sadece ben ve eşim biliyordu…”
“Raif Bey hangi marka sigara içiyorsunuz?..”
“Başkomiserim, ben sigara içmem… Eşim içer…”
“Eşiniz, hangi marka sigara içerdi?..”
“X… marka sigara…”

Başkomiserin gözleri bir an için parladı; sigara izmaritiyle eşin alışkanlığı arasında ince bir bağ kurmaya çalışıyordu… Bu konuşmalardan sonra Başkomiser Eşref diğer bir şüpheli kuaför ustası Haris Haslet’le sorguya devam etmişti…

“Haris Bey, olay günü saat on ila on iki arası neredeydiniz?..”
“Tüm arkadaşlarla iş yerindeydik başkomiserim…”
“Haris Bey, evli misiniz?..”
“Bekârım başkomiserim…”
“Patronunun evine gider miydin?..”
“Bazen giderdim… O da patron erken ayrıldığı zaman… Günlük hasılatı götürür, yapılan işlerle ilgili bilgi vermek için…”
“Sevgilin var mı Haris?..”
“Şey, yok başkomiserim…”
“Şu kuaförde çalışan, neydi adı, hah Emel Ecem, güzel kız, aranızda bir şey yok mu?..” Yüzü kızaran Haris, kaçamak cevap vermişti…
“Yok, yok başkomiserim, aynı yerde çalışan iki arkadaşız…”
“Peki Haris hangi marka sigara içiyorsun?..”
“Y… marka sigara içiyorum…”

Başkomiser Eşref Eren Edremit’in şüpheleri kuvvetlenmeye başlamıştı… Yavaş yavaş kafasında katile dair birtakım fikirler oluşuyordu… Ancak bu şüpheleri delillerle desteklemeli açık kapı bırakmamalıydı… Kuaför Davut o gün izinliydi… Nerede olduğu şüphe götürmeyecek şekilde ispatlanmıştı… Otogardaki kameralar bu ispata yardımcı olmuşlardı… Bakıcı Sıdıka Selim, o gün başka bir evde temizlik yaptığını, evden hiç ayrılmadığını doğrulatmıştı… Geriye Emel Ecem kalmıştı… Ürkek ve telaşlı gözüken Emel, şüpheli davranışlarda bulunması nedeniyle dikkatlerin üzerine çevrilmesine sebep olmuştu… Bir şey sakladığı belliydi… Ama ne?.. Emel’in sorgusu başladı…

“Emel Hanım, olay günü on ila on iki arası neredeydin?..”
“İş yerindeydim efendim…”
“Evet, Emel Ecem, patronunun evine gider miydin?..”
“Evet efendim… Bazen Gülfidan Hanım temizliğe çağırırdı…”
“Evdeki kasadan haberin var mıydı?..”
“Tövbe hâşâ başkomiserim, ne yerini bilirim, ne de gördüm…”
“Sevgilin var mı Emel?..” Emel Ecemin de yüzü Haslet gibi kızarmıştı ve:
“Hayır başkomiserim…” diyerek gözlerini kaçırmıştı başkomiserden… Eşref:
“Hangi sigarayı içersin Emel?..”
“Sigara içmem efendim…” Başkomiser tatmin olmamıştı… Çünkü kızın parmak araları sarıydı…”
“Pekâlâ Emel, arkadaşların paket taşıdığını söylüyor ne dersin?..”
“Başkomiserim ben sigarayı yeni bıraktım, müşteriler bazen sigara isterler, ikram için, bazen de arkadaşlarıma ikram ederim… Patron alıyor sigarayı…” Eşref boş atıp dolu tutturmuştu… Ve sorularına devam etti:
“Hangi marka sigara?..”
“G… marka efendim…”
“Pekâlâ Emel, cinayet günü patronun evine gittin mi?..”
“Gitmedim başkomiserim…”

Başkomiserin kalemi dosyanın üzerinde ağırlaştı; Emel’in gözlerindeki telaş, kağıttaki lekelerden daha çok dikkatini çekiyordu… Bir sigara izmariti, bazen bir cinayetin bütün ağırlığını taşır…

Eşref Başkomiser cinayet mahallinde kül tabağında tek farklı sigaranın G… marka sigara olduğunu hatırlamıştı… Bu Emel Ecem’in cinayet günü evde olduğunun en büyük delili gibi görünüyordu…

Eşref Başkomiser adli tıptan gelen DNA sonuçlarıyla umutlanmış ancak kafası da karışmıştı… G… marka sigaradan alınan tükürük örneğiyle Emel Ecem’in DNA’ları uyuşuyordu ancak bozulan, silinen izlere rağmen kapı pervazında kalan tek bir parmak izinin Haris Haslet’e ait olması işleri karıştırmıştı… Başkomiser, Emel ve Haris’i tekrar sorguya almaya karar vermişti… Gerçi bulunan bu DNA’lar bu kişilerin katil olduğunu göstermezdi… Çünkü bu iki çalışan da eve girip çıkabiliyordu… Fakat Emel olay günü eve gitmediği yalanını niçin söylemişti?.. Kül tablasındaki sigara orada olduğunu gösteriyordu… Ancak kül tablası bir gün önceden kalmış olabilir miydi?.. Anlaşılacaktı elbet… Eşref Başkomiser bu ikiliden bir şey çıkacağını umuyordu ama pek de emin değildi… Yardımcılarına seslendi:

“Abdullah!.. Atilla!.. Neredesiniz?.. İki polis koşarak amirlerinin karşısında belirdiler… Başkomiser:

“Çocuklar, bana şu Haris ve Emel’i alıp gelin… Onları tekrar sorgulamak istiyorum…”

Başkomiser Eşref, Haris ve Emel’i ayrı ayrı odalara alarak, ilk önce Emel’i sorguya almıştı:

“Emel Ecem, Haris’le sevgili olduğunuzu neden sakladın?..”
“Yok başkomiserim, sevgili değiliz…”
“Bak Emel, Haris sevgili olduğunuzu söyledi ama…” Emel, önce şaşırır sonra gözyaşlarına boğulur… Sonrasında hıçkırıklar arasında anlatmaya başlar:

“Başkomiserim, ben Haris’le sevgiliyim evet… Bunu herkesten sakladık, doğru… Ama bilinse, işimizden oluruz diye korkuyorduk… Bu yüzden… Ben o gün, yani olaydan önce saat sekiz otuz gibi patronun evine bir on dakikalığına gittim ve sonra iş yerine döndüm…”

“Kimse fark etmedi mi?..”
“Hayır başkomiserim…”
“Pekâlâ, sonra… Niçin gitmiştin eve?..”
“Başkomiserim, Gülfidan Hanım sevgilime, Haris’e yakın davranıyordu… Ben de kıskanıyordum… Her şeyi anlattım Gülfidan Hanım’a… O da öyle bir şey olmadığını, Haris’in yanlış anladığını söyledi…”
“Peki, sonra?..”
“Sonra dükkâna döndüm… Haris’e anlattım her şeyi…”
“Haris ne yaptı…”
“Biraz kızdı ama pek üzerinde durmadı…”
“Peki Haris iş yerinden hiç ayrıldı mı?..”
“Evet, dokuz buçuğa yakın patrondan izin almıştı, ufak bir işim var diyerek… Zaten yaklaşık on buçuğa doğru gelmişti…
“Gidip gelmesini kimse fark etmedi mi?..”
“Valla başkomiserim, o kadar yoğunduk ki patron Haris’e izin verdiğinin farkında bile değildi… Ben biliyordum ama…”

Başkomiser Eşref, Emel Ecem’in yanından ayrılarak diğer sorgu odasında bekleyen Haris Haslet’in yanına gitmiş ve sorguya başlamıştı:

“Eveeet, Haris… Şimdi söyle bakalım, Emel’le sevgili olduğunuzu bizden niye saklıyorsun?..
“Başkomiserim, öyle bir şey yok… Size söylemiştim…”
“Bırak ulan yalan söylemeyi… Emel her şeyi anlattı…” Baskıya daha fazla dayanamayan Haris, çözülmeye başlamıştı…
“Başkomiserim, iş yerimizde arkadaşlığımız duyulur, işimizden oluruz korkusuyla size söyleyemedim… Emel’le sevgili olduğumuzu herkesten saklıyorduk…”
“Pekâlâ, dükkândan hiç ayrılmadığını söylemiştin… Dokuz otuzda iş yerinden ayrılıp on otuza doğru dönmüşsün…” Bu konuşmanın üzerine Haris heyecanlanır ve boğuk bir ses tonuyla:
“Yok Başkomiserim…” diye geveler…” Başkomiser Eşref:
“Ne yoku ulan, sevgilin izin aldığını söylüyor, patronun izin aldığını söylüyor, sen bize ayrılmadım diye yalan söylüyorsun… Kapı pervazında parmak izin var… Bıçakta parmak izin var… Hadi anlat!.. Gülfidan Rıza’yı, Hatice Rıza’yı niçin öldürdün?..” Haris:

“Bıçakta parmak izim olamaz, ben onu yıkamıştım…”

Eşref, pişkin pişkin gülmeye başlamıştı… Haris boş bulunmuş, kendi ağzıyla bıçaktaki parmak izlerini sildiğini söylemişti… Başkomiser yine boş atıp dolu tutturmuş, tecrübesini konuşturmuştu…

Baskılar karşısında Haris Haslet, çözülmüş ve bütün gerçeği Başkomiser Eşref’e anlatarak gözyaşlarına boğulmuştu… İtiraf, odanın duvarlarına çarpıp yankılandı; artık cinayetin karanlığı çözülmeye başlamıştı…

Haris, olay günü patronunun evine gitmişti… Gülfidan’a aşkını anlatmış, ret yanıtı alınca niye kendisine ümit verdiğini sormuştu… Kendini ezilmiş, aşağılanmış ve kullanılmış hissetmişti… Kendisiyle oyun oynayan, zengin, sonradan görmüş bir kadının yaptıklarını kaldıramamıştı… Aralarında tartışma çıkınca da o kızgınlıkla mutfaktan aldığı bıçakla kadını tehdit etmiş, kasayı açtırıp para ve mücevherleri almıştı… Genç kadını mutfakta öldürmüş, yatalak yaşlı kadını da yatağında geride tanık bırakmamak için katletmişti… Olaydan önce sabah, uyuşturucu kullandığını, bilincinin yerinde olmadığından dolayı cinayetleri işlediğini ifade etmişti, her suçlunun ürettiği bahaneler gibi… Başkomiser Eşref:

“Peki, paraları aldın, kadınları öldürdün, ortaya çıkmayacak mı sandın?..”
“Haklısınız başkomiserim, ama yapacağım bir şey yoktu… Artık her şey ortaya dökülmüştü, sessiz kalsam da Gülfidan patrona anlatacaktı, kasayı biliyordum, paraları alıp, kaçacaktım, üzgünüm…” Eşref araya girdi:
“Cinayetleri…” dedi… Haris:
“Evet başkomiserim, cinayetleri…” ve Haris devam etmişti:
“Gülfidan’ı tehdit ederek kasadan paraları aldım, geride tanık bırakmamak için cinayetleri işledim… Etrafı da temizledim… Ortalık yatışınca işten ayrılıp, başka şehre gidecektim…” diyerek gözyaşlarına boğulmuştu…

Başkomiser, Haris’i sorgu odasında bırakarak bürosuna doğru yönelmişti…

Haris, cinayet büro ekibinin başarılı, özenli ve dikkatli çalışmaları sonucunda kanunun pençesinden kurtulamamıştı… Haris Haslet iki cinayetten tutuklanmıştı… Sevgilisi Emel Ecem ise cinayetlerle ilgisi olmadığı anlaşılmış ve serbest bırakılmıştı… Her cinayetin arkasında konuşan izler bıraktığını tüm suçlular gibi Haris Haslet de unutmuştu… Katilin diğer unuttuğu bir şey de sessizliğin bile iz bıraktığıydı…

Başkomiser Eşref Eren Edremit mutluydu… Bir cinayeti, daha doğrusu çifte cinayeti başarıyla çözmüştü… Tabii başarılı genç ekibinin özverili, üstün çalışmalarıyla… Artık ekibiyle birlikte bir yemeği hak etmişlerdi… Başkomiser cinayet büroda gülümseyerek odasına yönelirken koridordaki polisler de gülümsüyorlardı… Ama başkomisere ve kıyafetine değil, bu sefer başarısına gülümsüyorlardı takdir ederek…

Başkomiser Eşref, dosyayı kapatırken biliyordu: “Her cinayet çözülür… ama bıraktığı gölgeler, yaşayanların peşini hiç bırakmaz…”

Bakırköy, Şubat 2025

Bu yazıyı okudunuz mu?

2026 Yılı Edebiyat Yarışmaları

Mürekkep Kolektifi 3. Edebiyat Yarışması 🗓️ Yarışmanın son başvuru tarihi: 15 Temmuz 2026 Şiir Kitabı …