ÂŞIK MAHİRÎ: Badeli Saz Âşığı

Âşık Mahirî, gelenekte “badeli âşık” olarak bilinen önemli bir halk ozanıdır. Şiirlerinde genellikle 11’li hece ölçüsünü kullanmıştır; bunun yanı sıra az da olsa 8’li ve 15’li hece ölçülerine de rastlanır. Manzum eserlerinin büyük bir kısmı atışmalardan oluşmaktadır.
Mahirî, rüyasında bade içerek sevdaya düşmüş ancak gerçek hayatta sevdiğine kavuşamamıştır. Şiirleri; kahramanlık, aşk, sevgi ve din temaları üzerine kuruludur. Çoğunlukla irticalen (doğaçlama) yaptığı atışmalar, soru-cevaplar ve muammalar ile tanınır. Atışma ve muamma sanatındaki ustalığı sayesinde rakiplerinin hemen hemen hepsini mağlup etmiştir.
Âşık Mahirî, rüya aleminde pîrlerin elinden bade içerek İran’ın Şirvan şehri hükümdarı Mirza Han’ın kızı Mahitaban Hanım’a âşık olmuştur. Kızın babası Mirza Han evliliklerine razı olmayacağı için Mahitaban ile gizlice kaçmaya karar verirler. Ancak kaçarken Mirza Bey’in askerleri yollarını keser; Mahitaban’ı elinden alarak Mahirî’yi öldüresiye dövüp bir dağ başında bırakırlar. Bu olaydan sonra Mahirî, maşukası Mahitaban’a bir daha kavuşamaz.
Âşık Mahirî, 19. asrın ikinci yarısında yaşamıştır. Hayat hikâyesini Âşık Sümmani’ye anlatmış; o günden bugüne halk arasında anlatılarak Kültür ve Turizm Bakanlığı arşiv kaynaklarına işlenerek yaşatılmıştır.
Âşık Mahirî (D. 1850 – Ö. 1914)
Asıl adı Osman olan Mahirî, Yusufeli’nin İphan (yeni adı İnanlı) köyünden, Altuntaşoğulları’ndan Ahmet Ağa’nın oğludur. 1850 yılında İphan’da doğan Mahirî, genç yaşta anne ve babasını kaybedince ablası Mihriban ile birlikte yaşar. Kendi köyünden bir kızla evlenen Mahirî’nin bu evlilikten iki kızı olmuştur.
Rüyasında pîrler elinden bade içip âşık olduğu İran Şahı Mirza Han’ın kızı Mahitaban’ı bulur ancak babası evlenmelerine razı olmayacağını bildikleri için kaçarlar. Kızın babası, peşlerine asker takarak onları bir dağ başında yakalatır. Askerler Mahirî’yi öldüresiye döver, Mahitaban’ı da alıp geri dönerler. Mahirî, yıllar sonra Erzurum Oltu’nun Cevizli Othak köyünden Şerif Bey’in kızı Münevver Hanım’ı Mahitaban’a benzeterek onunla evlenir. Bu evlilikten iki kızı ve bir oğlu olur. Hayatının son dönemini burada geçirerek 65 yaşında dünya hayatına veda eder. Mahirî’nin mezarı Erzurum Oltu, Othak köyündedir.
Bade İçme Hadisesi
Köyün gençleri akşamları köy konağında toplanır, adet gereği sırayla türküler söylenir; sırası gelip de türkü söyleyemeyen kişi, oradaki gençlere ziyafet çekerdi. Utangaç bir delikanlı olan Osman, türkü söyleme sırası kendisine gelince dili tutulduğu için iki keçisini de keserek arkadaşlarına iki kez ziyafet verir.
İkinci kez dili tutulup mahcup olunca bu duruma çok içerleyen Osman, eve gelip hüzünle uykuya dalar. O gece rüyasında pîrlerin elinden bade içerek Mahitaban’a âşık olur. Rüyanın ve badenin etkisiyle öyle derin bir uykuya dalar ki sabah ablası Mihriban onu uyandıramaz. Köylüler Osman’ın öldüğüne karar vererek kefen bezi almak üzere Erkinis (Demirkent) köyüne bir genç gönderirler.
Kefenlik bezi alan genç, köye dönerken Âşık Muhibbî’ye rastlar. Muhibbî: “Hayırdır, kim öldü? Kefen bezini kime aldın?” diye sorunca genç; Altuntaşlar’dan Osman’ın öldüğünü söyler. Âlim ve arif bir kişiliği olan Muhibbî, durumun göründüğü gibi olmadığını sezerek gence: “Bizim eve git, sazımı al getir.” der ve kefen bezini dükkâna iade ettirir.
Sazını omuzlayan Muhibbî, İphan köyüne gelerek Osman’ın başucuna oturur ve saz çalar. Evde toplananlar, “Ölüye saz mı çalınır?” diyerek bu durumu yadırgarlar. Ancak Muhibbî, vakarını bozmadan sazını çalar ve Osman’ın ruhuna seslenen şu koşmayı söyler:
Âşık Muhibbî:
Ne düşmüşsün çocuk hâb-ı gaflete
Uyan çocuk uyan, göreyim n’olmuş?
Uğradın mı erenlerin şehrine?
Aç gözün gafletten, sorayım n’olmuş.
Pîrler neşe almış şirin sesinden
Bir bade içtin mi kırklar tasından?
Sen de giyindin mi aşk libasından?
Uyan yavru uyan, göreyim n’olmuş.
Âşıklar aşk ile odlara yana,
Hasreti kâr etti o şirin cana,
Baksana Muhibbî çağırır sana,
Aç gözün gafletten sorayım n’olmuş?
Muhibbî bu koşmayı bitirince, ölü gibi yatan Osman kıpırdamaya başlar ve yatağında doğrulur. Ağzı köpükler içindeki Osman, elini kulağına atarak şu şiirle karşılık verir:
Aldı Âşık Mahirî
Uyurken yanıma geldi erenler,
“Düşersin azizim nâre.” dediler.
Aşk elinden hemen kaçınır olma,
“Açarsın sinende yâre.” dediler.
Ararım ezelden ben bir merdane,
Var mıdır ben gibi yanan bir tane?
Saydım erenleri, tam kırkbir tane;
“Düştün sermayesiz kâra.” dediler.
Kim ne anlar bu düşkünün özünü?
Ateş almış yakar bakın özünü.
“Şirvan’daki Mirza Han’ın kızını,
Dolanıp ülkeyi ara.” dediler.
Ezel katre idim, boşaldım doldum;
Aşkın hançerini sineme saldım.
Okudum mantıkı, ezbere aldım;
“Ezber et bu yazı kara.” dediler.
Efsun eyle kendin her bir fârikte,
Dalga vurma sakın durgun harıkta.
Bin iki yüz seksen iki tarihte,
“Mahir ismin âşikâre.” dediler.
Âşık Muhibbî oradakilere; Osman’ın rüyasında âşık olduğunu hissettiğini ve onun için sazıyla geldiğini söyler. Osman’ın ablası Mihriban Hanım ve köylüler, Âşık Muhibbî’ye çokça dua edip ikramlarda bulunurlar.
O zamanlar Âşık Muhibbî 43 yaşındadır. 17 yaşında bâde içip “Mahirî” mahlasını pirlerden alan Osman’a sazını hediye ederek köyüne döndükten sonra Âşık Mahirî, iki yıl Âşık Muhibbî’nin yanında çırak olarak gezer ve ondan ders alır.
Bu arada Mahirî evlenmiş; bu evlilikten iki kız çocuğu dünyaya gelmiş olsa da Mahirî, bâde içtiği sevgilisini bulmak için eşini, çocuklarını ve kız kardeşini köylülere şu dörtlükleri söyleyerek emanet eder ve akıbeti belli olmayan uzun bir yolculuğa çıkar:
Elveda Size
Elveda sılanın taşı toprağı,
Terk olundu sahra, yazılar size.
Fikri hayalimden çıkarmam sizi,
Nâme gönderirim bazıları size.
Yığılsalar bir araya gelseler,
Gece gündüz hâl hatırımı sorsalar,
Diyarıgurbete cennet deseler,
Çare yoktur, gönül arzular sizi.
Mahirî’yim, her dem artar zevalim,
Nazlı yâr iledir fikri hayalim.
Size sığıntıdır ehl-i ayalim,
Emanettir çifte kuzular size.
Eşi, Mahirî’yi bu yoldan geri çevirmek için bağda boğazına ipi dolayarak intihara teşebbüs etse de Mahirî onu görüp ipten kurtarır. Ama bu sefer önünü kız kardeşi Mihriban keser. Kardeşi Mihriban ile aşağıdaki muhabbeti yaptıktan sonra yoluna revan olur:
Aldı Âşık Mahirî:
Yeni bir sevdadır düştü özüme,
Günden güne doldum hâllere bacı.
Dağılmış cihana dane-i kısmet,
Attı kahpe felek çöllere bacı.
Aldı Âşık Mihriban:
Dayanmaz hasrete hâlimiz yoktur,
Yandı cismim, döndü küllere kardeş.
Kardeş hasretliği kâr eder cana,
Didelerim döndü sellere kardeş.
Aldı Âşık Mahirî:
Arzu edip divanına durmalı,
Bir ehil irfandan haber sormalı.
Tezden gidip yâr bağına girmeli,
Yad bülbüller konar güllere bacı.
Aldı Âşık Mihriban:
Çekemedim bunca edayı nazı,
Yüreğime koydun ateşi közü.
Gidince gurbete unutma bizi,
Baktırma gözümü yollara kardeş.
Aldı Âşık Mahirî:
Müştak oldum bir dilberin adına,
Arzum çeker lezzetine, tadına.
Bir nâme bağlayıp kuş kanadına,
Bazen tapşır esen yellere kardeş.
Aldı Âşık Mihriban:
Kardeş sen gidersen ismin yok olur,
Ara yerde dağ dağalar çok olur.
Bülbüle münasip gülşen zay olur,
Yad bülbüller konar güllere kardeş.
Aldı Âşık Mahirî:
Kabiliyet vardır emdiğim şirde,
Ne yapsam bu taksim Hazret-i Pir’de.
Ben gidersem Mahir ismim bu yerde,
Gâh begâh getirin dillere bacı.
Aldı Âşık Mihriban:
Kara yola böyle olan yazılar,
Yüreğime dert bıraktı sızılar.
Evde boynu bükük çifte kuzular,
Muhtaç olur elden ellere kardeş.
Mahirî, orada vedalaşarak sazını alıp Doğu Anadolu seyahatine çıkar ve Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesine gider. Burada saz çalıp söyleyen Mahirî’yi, Petranos köyüne, Ermeni Âşık Coşkunî ile atışma yapmaya davet ederler.
Köyde, ağanın konağında; Âşık Coşkunî ile köylülerin huzurunda atışırlar. Mahirî, karşılaşmanın muamma faslında usta âşık Coşkunî’nin sorduğu soruların hepsini doğru cevaplar.
Coşkunî ile Mahirî Atışması
Aldı Coşkunî:
“İmtihan maksadı gelmiş buraya,
Bir şaşkın misali gezer Mahirî.
Başına getirsem olmayan hâli,
Akıtıp gözyaşın süzer Mahirî.”
Aldı Mahirî:
“Menzili rahına yetirmiş bunu,
Korkarım canından bezer Coşkunî.
Âşık defterine geçmemiş ismi,
Yalandan bir isim yazar Coşkunî.”
Aldı Coşkunî:
“Eğer âşık isen hasmını tanı,
Gözünden akıtam yaş ile kanı.
Sana anlatırım yolu erkânı,
Çocuktur, kendini bozar Mahirî.”
Aldı Mahirî:
“Mahir’im nasihat lal mercan gibi,
Oturur mecliste şan irfan gibi.
Kulakları uzun Marsavan gibi,
Bir keyfe gelende azar Coşkunî.”
Aldı Coşkunî:
“Coşkun’un namını duymayan var mı?
İmtihanı bilen acep ‘zor’ der mi?
Sözlerin bağrıma oldu bir mermi,
Coşkunî kafanı ezer Mahirî.”
Soru – Cevap Bölümü
Aldı Coşkunî:
“Âşık olan boşalıp da doldular,
Gece gündüz Hakk’a niyaz kıldılar.
Yılanın ayağın niçin aldılar?
Ara ki bulasın Âşık Mahirî.”
Aldı Mahirî:
“Hiç kimse dayanamaz bunun nazına,
Cahil iken düştüm aşkın közüne.
Yılan cennette uydu şeytan sözüne,
Arar da bulurum Âşık Coşkunî.”
Mahirî ileri geçerek Âşık Coşkunî’ye şu soruyu sordu:
Aldı Âşık Mahirî:
“Ne kadar uzattın dilinde sözün,
Meclis-i irfanda çekemem nazın.
Cennet kapısında yazılan yazın,
Ara ki bulasın Âşık Coşkunî.”
Mahirî bu muammayı sorar sormaz, Coşkunî sinirlenerek sazını kenara atar ve sorunun cevabını bildiği hâlde cevap vermeyeceğini söyleyerek yenilgiyi kabul eder. Oradakiler sebebini sorunca da “Bu sorunun cevabını verirsem Müslüman olurum.” der. Kurnazca davranan Mahirî, cennetin kapısında yazılı olan Kelime-i Şehadet’i, Hristiyan Coşkunî’nin söylemeyeceğini; söylerse Müslüman olacağını biliyordu. Onun için böyle kurnazca bir soru sorarak rakibini mat ettiğini anlatır.
Aşık Mahirinin Aşık Gayretî ile Karşılaşması
Âşık Mahirî, Narman üzerinden Göle’ye geçip burada Mehmet Bey isminde birine misafir olur. Konak sahibi Mehmet Bey, Mahirî’ye: “Burada Gayretî adlı bir âşık var. Her karşılaştığı âşığa ‘Cennetin kapısındaki söğüdü kim kesti?’ sorusunu sorar; onlar da ‘Cennetin kapısında söğüt ağacı yoktur.’ diye cevap verirler ve Gayretî de onları bağlar (mat eder). Bu adamın hilesinden bıktık. Sana da sorarsa ‘Ahmet oğlu Süleyman kesti.’ dersin.
. Çünkü ‘Cennet’ dediği, burada bir kadının adıdır; öbür dünyadaki cennet değil.” diyerek önceden bilgi verir.
Âşık Gayretî konağa gelir ve iki âşık karşılaşırlar. Karşılaşmanın muamma faslına gelince Gayretî, Âşık Mahirî’ye yine aynı soruyu sorar:
Aldı Âşık Gayretî:
“Bu bir rüzgârdır âleme esti,
Âşık maşukundan darılmaz, küstü.
Cennet’in kapısında söğüdü kim kesti?
Ara ki bulasın Âşık Mahirî.”
Aldı Âşık Mahirî:
“Sevdadır, başıma zaten esmiştir,
Deli gönül bu yerlere düşmüştür.
Söğüdü Ahmet oğlu Süleyman kesmiştir,
Onu bilmesine ne var Gayretî?”
Mahirî böylece Gayretî’nin sorusunu doğru cevaplayınca soru sorma sırası kendisine gelir. Mahirî bir soru sorar ancak Gayretî cevaplayamaz ve yenilir.
Şirvan Yolculuğu ve Elçi Taşı
Âşık Mahirî; ertesi gün Kars’a giderek Kemalî adlı âşıkla karşılaşır. Oradan Azerbaycan’a geçerek orada bulunan âşıklarla da çalıp söyler. Karşılaşmalar yaptıktan sonra İran’a ve oradan da Tebriz şehrine gider. Tebriz’deki bir Türk kahvehanesinde Âşık Filvarî ile karşılaşır. Burada da Âşık Filvarî’yi yendikten sonra Mahirî, âşık olduğu Mahitaban’ın memleketi Şirvan’a gider. Şirvan’da Hicranî ve birkaç âşıkla aynı anda karşılaşır ve hepsini yener.
Ertesi gün sarayın önüne gelir; orada “binek taşı” denilen bir taş vardır. İhtiyaçlarını şaha arz etmek isteyenler bu binek taşına otururlarmış. Âşık Mahirî bunu bilmeden oturur ve aşağıdaki dörtlükleri söyler:
Aldı Âşık Mahirî:
“Ne yatarsın nazlı dilber?
Uyan artık seher oldu.
Senin için çektim ahüzar,
Uyan artık seher oldu.
Bak sana gözüm yaşına,
Geldim hayale düşüne.
Oturdum elçi taşına,
Uyan artık seher oldu.
Aşkına içtim zehiri,
Çektim senin için kahırı.
Kapıda Âşık Mahirî,
Uyan artık seher oldu.”
Sabah erken saatlerde durumu fark eden Mâhitabân, gelenin Mâhirî olduğunu anlayınca gizlice haber yollar: “Babam bizim birbirimize âşık olduğumuzu ve senin bunun için buralara kadar geldiğini duyursa seni hapse attırır.” diyerek Mâhirî’yi bilgilendirir ve hemen oradan uzaklaşmasını ister.
Mâhirî, ertesi gün Urmiye Gölü kenarında Mâhitabân’ı düşünüp türküler yakarken Mâhitabân’ın babası Mirza Han’ın kendisini dinlediğini fark eder. Mirza Han, Mâhirî’nin bir Türk âşığı olduğunu anlar ve onu saraydaki kendi âşıkları ile atışması için davet eder. Mâhirî, Mâhitabân’ı görme arzusu ile sevincinden deliye döner. Saraya varınca Mirza Han’ın sarayındaki âşıkları muamma faslında bağlar.
Bu duruma öfkelenen Mirza Han, sarayın içinde gezinmeye başlar. Mâhitabân, babasına üzüntü ve öfkesinin sebebini sorar. Vaziyeti öğrenince Mâhirî’yi kendisinin alt edebileceğini söyler. Bunun üzerine Mâhirî, ertesi gün yine saraya davet edilir. Mâhirî ve Mâhitabân birbirlerini görmeden atışırlar ancak birbirlerine üstünlük sağlayamazlar.
Mâhirî’nin Mâhitabân’a ilk sorusu:
Aldı Âşık Mâhirî:
Söylesem sözümü gelmiyor ardı
Tükenmez serimin hicranı, derdi
Ölmeden cennete söyle kim girdi
Âşık isen öz mekânı bil de gel
Mâhitabân: “Ölmeden önce cennete İdris Nebi girmiştir.” diye doğru cevap verir.
Aldı Âşık Mâhirî:
Bir bade verdi erenler, pirler
Eflake dayandı ah ile zarlar
Yirmi dört harfi noktasız derler
Âşık isen bu manayı bil de gel
Mâhitabân: Saraydaki daha önceki atışmalardan aklında kaldığı kadarıyla “Yirmi dört harf salavatışerifedir, noktasızdır.” diye cevap verir.
Aldı Âşık Mâhirî:
İnsana müsebbit sol ile sağ var
Geçen bu sinede nevreste dağ var
Şu dünya yüzünde kaç tane dağ var
Âşık isen bu manayı bil de gel
Mâhitabân: “İsmi belli yetmiş altı bin altı yüz yetmiş üç dağ var.” diye cevap verir.
Aldı Âşık Mâhirî:
Âşıkların dilde olur hüneri
Varmıdır gönlünde aşkın kanarı
Hangi dağdır o dağların kemeri
Âşık isen bu mekânı bil de gel
Mâhitabân: “Kafdağı’dır o dağların kemeri.” diyerek bu soruyu da doğru cevaplayınca Mâhirî ve Mâhitabân birbirlerine üstünlük sağlayamazlar.
Mâhirî, siyah perde ardından kendisiyle atışan Mâhitabân’ı çok merak eder. Onu görebilmek için kadın kılığına girip yanına da yaşlı bir kadını alarak Mâhitabân’ı görmeye muvaffak olur. Mâhitabân, Mâhirî’yi tekrardan duyabilmek için babasına onunla bir kez daha karşılaşıp onu alt etmek istediğini söyler; babası kabul eder.
Ertesi gün Mâhirî atışma yapılacak salonda beklerken merdivenlerden inen Mâhitabân’ı görünce dayanamaz ve bir dörtlük okur. Mirza Han buna çok kızar ve Mâhirî’nin hapsedilmesini ister. Mâhirî, okuduğu başka bir koşmayla Mirza Han’dan özür dileyerek kendini bağışlatır; ancak Mirza Han’ın öfkesi dinmediği için onu kaldığı kahvede zehirletmek istese de başarılı olamaz.
Olayı fark eden Mâhirî ve Mâhitabân kaçmaya karar verirler. Mâhitabân, bir cariye ile buluşacakları yere dair Mâhirî’ye bir pusula gönderir. Ertesi gün anlaştıkları yerde buluşup kaçan iki âşığı Mirza Han’ın askerleri bir dağ başında yakalar. Âşık Mâhirî karşı koysa da askerlerle baş edemez. Mâhitabân “Müsaade edin bir dörtlük söyleyip de öyle gidelim.” der:
Aldı Âşık Mâhitabân:
Tazeden bir ateş düştü serime
Aşk ile odlara yanar ağlarım
Gece gündüz gözyaşlarım dökerim
Onun için pervane ruz ağlarım
Aldı Âşık Mâhirî:
Dinle bu sözümü şahların şahı
Aşk ile odları yandırmak lazım
Âşık olan maşukunu unutmaz
Su serpip yananı söndürmek lazım
Aldı Âşık Mâhitabân:
Mecnun gibi dağdan dağa aşarsın
Aşk elinle kaynar kaynar taşarsın
Zaman gelir bir hoyrata düşersen
Sen de mutlu olamazsın Mâhirî
Mirza Bey’in askerleri Mâhirî’yi öldüresiye döver; öldü zannedip dağ başında bırakarak Mâhitabân’ı alıp saraya dönerler. Bir gün Abbas adındaki bezirgan oradan kervanıyla geçerken Mâhirî’yi kötü bir hâlde bulur. Onu İran’ın Tarhan ilçesindeki evine götürür; kızı Salfinaz ile birlikte tedavi edip iyileştirirler.
Mâhirî biraz kendine gelince başından geçenleri anlatırken şu dörtlüğü söyler:
Âşık Mâhirî:
Ilgın ılgın esen seher yelleri
O selvi canana bir selam götür
Ne yapar sevdiğim dünü bugünü
Hoş mudur hatırı, sor selam götür
Mâhitabân’ın başka biri ile evlendirileceği haberini alınca ona bir pusula yollar:
Âşık Mâhirî:
Ela gözlerine kurban olduğum
Baktıkça odlara yaktı sevdiğim
Niçin etti bize böyle zulümü
Yıkılsın babanın tahtı sevdiğim
Mektubu alan Mâhitabân şöyle cevap verir:
Âşık Mâhitabân:
Sitemli sözlerin bağrımı deldi
N’olur sitem etme yeter sevdiğim
Bir gözden yaş akar bir gözden kanım
Çektiğim ölümden beter sevdiğim
Abbas Bey ve köylüler, Mâhirî’yi iyileşene kadar burada misafir ederler. Mâhirî kendini toparlayınca yoluna devam ederek Erzurum’a varır. Burada Âşık Erbâbî ile atışır ve onu muamma faslında bağlar. Oltulu Niyazi Bey, Mâhirî’yi himayesi altına alır. Bu köyde yaşayan Şerif Bey’in kızı Münevver Hanım’ı Mâhitabân’a benzeterek babasından ister ve onunla evlenir. Bu evlilikten bir kızı, iki oğlu dünyaya gelir.
Aradaki zaman dilimi kesin bilinmemekle birlikte; Âşık Mâhirî, Yusufeli’ndeki eşi ve çocuklarını görmeye İphan köyüne gelir. Ancak kızıyla kız kardeşi Mihriban’ın öldüğünü; eşi ve öteki kızının başka bir köye evlendirildiği haberini alır. Kızını bulup bir müddet misafir olur. Annesinin (eski eşinin) yerini öğrenip yanına gitse de eşi onu tanıyınca kapıyı açmaz. Bu duruma çok üzülen Mâhirî şu bedduayı eder ve o anda eşinin gözleri kör olur:
Mâhiri ne güne kaldım
Başımı taşlara çaldım
Şedatü’l-igaba saldım
Kör olsun senin gözlerin
Âşık Mâhirî, kızında bir müddet daha hasret giderdikten sonra Erzurum Oltu, Othak’taki eşi ve çocuklarının yanına döner. Ömrünün geri kalanını burada geçiren Mâhirî, 1915 yılının sonbaharında altmış dört yaşında vefat eder. Mezarı Oltu’nun Othak (Cevizli) köyündedir.
Âşık Pervanî’nin duyduğu bir rivayete göre; Mâhirî’nin mezarı kuru bir dere yatağındadır. Bir gün bu dereden sel gelmiş fakat sel, mezarın önünde iki kola ayrılarak mezarı yıkmamıştır. Köylüler, Mâhirî’nin ermiş bir insan olduğuna inanırlar.
Âşık Mâhirî’den Koşma Örnekleri
Dediler
Vilayet Erzurum, kaza Livane
O yâr beni sevdi, bilmem ele ne?
Razıyım taksimi bana verene
Dünyada vatana İphan dediler
Dertliyim dünyada görmedim demi
Âhınan vâhınan geçirdim günü
N’edeyim yabanda biten sümbülü
Yârin vatanına Afgan dediler
Mâhirî badeyi cabadan içti
Terk etti sizleri, dünyadan göçtü
Yârin ateşinden bu sinem pişti
Vurup yaralayıp yathan dediler.
Elinden
Küçükten ihtiyar gurbet kahrını
Çekem n’edem bir cananın elinden
Doldurmuş şişeye aşkın zehrini
Yudem n’edem bir cananın elinden
Şeyda bülbül gibi eylerim zarı
Yaktı vücudumu muhabbet narı
Terk edip yâr diye ben bu diyarı
Gidem n’edem bir cananın elinden
Mâhirî’yim duman kalkmaz başımdan
Yolum şaştı boranından kışından
Felek kısmet etmiş aşkın aşından
Tadem n’edem bir cananın elinden
01.02.2026
Kaynak: Türk Edebiyatı
Derleyen: Hatice KARAHAN
İletişim: karahanhatice@hotmail.com
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi
