Şemsettin Sami
Ahmet Vefik Paşa’dan sonra, çeviri dünyasının önemli bir isminden bahsetmek istiyorum. Şemsettin Sami. İkisini yan yana yazıyorum çünkü ikisi de aynı dönemde, aynı meseleyle (Batı’dan bir eseri Türkçeye nasıl taşımalı?) uğraşmış, ama tamamen zıt yöntemler seçmişlerdir. Ahmet Vefik Paşa eseri yerelleştirip sahiplenirken, Şemsettin Sami tam tersine, orijinal metne birebir sadık kalmayı tercih etmiştir. Hatta bu yüzden kendi dönemi içinde ağır eleştirilere maruz kalmıştır.
Şemsettin Sami Kimdir?
1 Haziran 1850’de, bugün Arnavutluk sınırları içinde kalan Fraşer’de doğmuştur. Bektaşî bir aileden gelen Sami’nin dedesi Durmuş Efendi, babası Halit Bey’dir. Henüz dokuz yaşındayken babasını, on bir yaşındayken annesini kaybetmiştir. Eğitimine bir Bektaşî tekkesinde başlayıp, sonra ağabeyi Abdül Bey’in himayesinde Yanya’da bir Rum okuluna devam etmiştir. Yedi yıl süren bu eğitimin sonunda Arapça, Farsça, Rumca, İtalyanca, Fransızca ve eski
Yunanca öğrenmiştir.
Buraya çok kısa bir detay eklemek istiyorum. Şemsettin Sami, bugün Türk futbolunun efsane isimlerinden Ali Sami Yen’in babasıdır. Sanırım bu detay Şemseddin Sami hakkında okurlar için dikkat çekici olmuştur.
1871’de İstanbul’a gelip Matbuat Kalemi’nde göreve başlamış, ardından gazetecilik ve tercümanlık yapmıştır. Hayatı boyunca hem Osmanlıcılık hem Arnavut milliyetçiliği arasında ilginç bir denge kurmuştur. Bir yandan Osmanlı’ya hizmet ederken, bir yandan da ağabeyinin liderliğindeki Arnavut İttihadı’na destek vermiştir, Arnavutça alfabe ve gramer çalışmaları yapmıştır.
54 yıllık kısa ömrüne kırktan fazla eser sığdırmıştır. 1904’te vefat etmiştir.
Çeviri Anlayışı
Şemsettin Sami’nin çevirilerinin neredeyse tamamı Fransızcadandır. En bilinen çeviri çalışması, Victor Hugo’nun Sefiller’i (1880) — 899 sayfalık devasa bir çeviri, ama yarım kalmıştır çünkü Şemsettin Sami bu çalışmayı tamamlayamadan vefat etmiştir. Kalan kısmı Hasan Bedreddin bitirmiştir.
Çevirilerine gelince : “Metni aslına sadık kalarak tercüme etmeyi yeğleyen ve Türkçe ifadeden fedakârlık eden Şemsettin Sami’nin tercümeleri devrinde yadırganmış ve eleştirilmiştir.” (AÖF )
Yani o, Ahmet Vefik Paşa’nın tam tersini yapıyordu. Hatırlarsanız, Ahmet Vefik Paşa Molière’i çevirirken karakterleri, yer adlarını, hatta esprileri bile Türkleştirip “kendine mal ediyordu” örnek verdiğim Sid/Buz Devri benzetmemizdeki gibi. Şemsettin Sami ise tam tersine, harfiyen birebir tercüme yöntemini benimsedi. Fransızca cümle yapısını, söz dizimini olduğu gibi korumaya çalıştı, hatta Türkçenin doğal akışını feda etti.
Bu yüzden dönemin yazarları arasında büyük bir tartışma çıktı. Ahmet Midhat Efendi onu savunurken, Süleyman Nazif onu ağır bir dille eleştirdi. Şemsettin Sami’nin kendisi ise bu eleştirilere verdiği cevaplarda, bu yöntemi bilerek seçtiğini ve işin zorluğunun farkında olduğunu söyledi.Onun asıl amacı, Fransız düşüncesini, Fransız cümlesinin kendi mantığını Türk okuruna olduğu gibi göstermekti. Bir nevi, okura “işte Batı böyle düşünüyor, böyle yazıyor” demek istiyordu.
Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat (1872)
Şemsettin Sami sadece 22 yaşındayken kaleme aldığı bu eser, Türk edebiyatında Batı tarzı ilk roman kabul edilir. Hatta Namık Kemal, kendi romanları İntibah ve Cezmi’yi bundan sonra yazmıştır.Lakin bu eser “ilk roman” unvanını taşısa da, “edebî değer taşıyan ilk roman” unvanı Namık Kemal’in İntibah’ına aittir .
Roman, görücü usulü evliliğin doğurduğu kötü sonuçları işlemektedir. Dönemi için oldukça yeni bir bakış açısı taşımaktadır. Aşkı mistik olarak değilde, insan hürriyeti ve şahsiyeti ile birlikte ele alıyordu.
Tiyatro Eserleri
Şemsettin Sami’nin tiyatro alanındaki en dikkat çekici eseri Besâ yahut Ahde Vefa’dır. (1874). Konusu, Yanya’nın dağlık bölgelerinde yaşayan insanların verdikleri söze (besa) ne kadar sadık kaldıklarını anlatmaktadır.Vahide Hanım’ı bir köylünün elinden kurtaran Fettah Ağa, kocasını öldürüp kızını alan kişiden intikam alacağına dair söz verir. Ama öldüreceği kişinin kendi öz oğlu olduğunu öğrenince bile, verdiği sözden dönmez ve oğlunu öldürür.
Eser sahnelenmiş, büyük ilgi görmüştür ama 1875’te yasaklanmıştır. Yasaklanma sebebi bir babanın, sadece verdiği sözü tutmak uğruna evladını öldürmesi, dönemin bazı çevrelerince “meşru gösterilemeyecek bir cinayet” olarak değerlendirildi . Devlet ve adalet kavramlarının hiçe sayıldığı eleştirileri yapıldı.
Abdülhak Hâmit Tarhan, kendi “millî tiyatro” tanımını yaparken, örnek olarak doğrudan Şemsettin Sami’nin Besâ’sını göstermektedir yani bu eser, sadece bir dönem oyunu değildir. Sonraki kuşak yazarların da referans aldığı bir örnek haline gelmiştir.
Dilbilim ve Sözlük Çalışmaları
Şemsettin Sami’yi bugün en çok tanıtan yön, aslında ne romanı ne de çevirileridir. Onun tanınırlığı daha çok dilbilim ve sözlükçülük alanındaki çalışmalarıdır.
Lisan (1886): Bu eser, Türkiye’de modern dilbilimi ilk kez tanımlayan kitap kabul edilmektedir. Şemsettin Sami Bu kitabında dilin canlı bir varlık olduğunu, sürekli değiştiğini ve Türkçenin de bir bilim dili olabileceğini savunur.
Kamûs-ı Türkî (1901): Türkçenin ilk ilmî sözlüğüdür. Bu eserin önsözü, içeriği kadar önemlidir. Namık Kemal’in “Lisan-ı Osmanî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir” makalesinde önerdiği fikirlerin bir sonucu olarak kaleme alınmıştır. Sözlükte, konuşma dilinde kullanılan kelimeler esas alınmış, halkın hiç kullanmadığı kelimeler dışarıda bırakılmıştır.
Kâmusu’l-A’lâm (1888): Türkçenin ilk ansiklopedisi sayılan bu eser, uzun yıllar bir İslam ansiklopedisi gibi kullanılmış; hatta “Türk”, “Turan”, “Tatar” gibi maddeleriyle sonraki Türkçü düşünürlere ilham kaynağı olmuştur.
Şemsettin Sami, Kutadgu Bilig ve Orhun Abideleri üzerine de çalışmalar yapmıştır yani sadece Batı’ya değil, Türk kültürünün en eski köklerine de eğilen bir isimdir.
Folklor ve Derleme Çalışmaları
Şemsettin Sami, aynı zamanda bir folklor araştırmacısıydı. Letâif (iki ciltlik fıkra derlemesi) ve Emsâl (dört ciltlik özlü söz/atasözü derlemesi), halkın günlük dilini, mizahını, hikmetini kayıt altına alan çalışmalarıydı.
Sürûrî halkın tarihini şiirle, Ahmet Vefik Paşa atasözlerini sözlükle, Şemsettin Sami ise fıkra ve özlü sözleri derleyerek kayıt altına aldı. Bu serideki her isim, sanki halkın sesini kaybolmaması için farklı bir araçla yapıyor.
Şemseddin Sami tek bir alanla yetinmemiştir. Roman ve tiyatro yazmış, çeviri yapmış, sözlük hazırlamış, fıkra ve atasözü derlemiştir. Sanki elindeki her araçla, kaybolmaya yüz tutan bir şeyi kurtarmaya çalışmıştır. Bir yandan Batı’yı Türkçeye taşırken, bir yandan da Türkçenin kendi köklerine Orhun Abideleri, Kutadgu Bilig üzerindeki araştırma ve çalışmalarına eğilmiştir.
Elli dört yıllık kısa bir ömre kırktan fazla eser sığdırmış biridir Şemseddin Sami. Her ne kadar kısacık cümlelerle burada yazmaya çalışsam da, eserleri ve çalışmaları bence çok daha fazla takdiri hak ediyor.
Türkan Beyaz
Eylül 2026
Kaynakça
Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), “Şemsettin Sami” maddesi. Yazar: Doç. Dr. Dilek Çetindaş.
Bilgin, A. Azmi. “Şemseddin Sami’nin Edebiyatla İlgili Eserleri ve Görüşleri”. Türkiyat Araştırmaları Dergisi.
Duymaz, Ali (2013). “Şemsettin Sami’nin Türk Folklor Araştırmalarına Katkısı”. Altınpost Yayınevi, C. 1, S. 2.
Özsarı, Mustafa (2013). “Şemsettin Sami’nin Dilbilim ile İlgili Çalışmaları Üzerinde Bazı Dikkatler”. Akademik Kaynak, C. 1, S. 2, s. 45-50.
Anadolu Üniversitesi, Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı I (EDB203U), Ünite 3: Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Çeviri, Açıköğretim Fakültesi ders kitabı.
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

