Edebiyatın Saati Neden Yavaş İşler?

Edebiyatın zamanı başkadır. Hatta o, zamansızdır. Belki göreceli olabilir ama asla kör değildir. Şimdi herkesin gördüğünü -günü geldiğinde- edebiyat zamanı görmez çünkü onun dünyasında asla torpil olamaz. Şimdi yanıltıcı olabilir, fakat yarın kolayla yanılmaz ve doğruları söylemek için “yarın” vardır esasında. Yoksa bu dünyadan güçlünün manipülasyonuyla doğrunun sesini duymadan göçerdik.
Çağımızın en hızlı mesleği, maalesef yazarlık sanılıyor. Sabah sosyal medya hesabı açılıyor, öğlen “yazar” yazılıyor, akşam da biyografiye daha pek çok sıfat ekleniyor. Ertesi gün de kimse okumadığı için edebiyat suçlanıyor! Bunda edebiyatın ne suçu var? Edebiyatın saati pille değil, sabırla çalışır. Böylelikle raflar doluyor, zihinler boşalıyor.
Bazıları da edebiyatı otobüs zannediyor. Durağa gelir gelmez binmek, iki durak sonra da meşhur olmak istiyor. Oysa edebiyat ne otobüstür ne de asansör… Edebiyat, yokuşu bitmeyen eski bir taş merdivendir. Çıkarken nefesinizi, inerken ömrünüzü alır.
Bugün “bir gecede yazar oldum” diyenlerin sayısı, bir gecede roman ya da hikâye okuyanlardan fazla. Bu da çağımızın en komik trajedisidir. Okumuyoruz ama herkes bizi okusun istiyoruz.
Elbette bu yolda güçlü ve samimi, çalışkan, asla vazgeçmeyenler kalacaktır. Çünkü zaman elektir. Edebiyat ağacı kelime meyvelerini salladığı vakit orada çürük olanlar kalamaz…
Herkes sanatla ilgilensin bunda bir sıkıntı yok, fakat bazı sıfatların içinin boşaltılması başka bir şey. Biz kendimizi şair, yazar atayabiliriz, fakat bu ancak okurla ve zamanla tescillenir.
Emekle ve gerçekten edebiyat değeri taşıyan bir kitap sessizce raflarda beklerken, özensiz bir cümle milyonlarca ekrana düşüyor. Derinlik susarken sığlık konuşuyor. Gürültü alkış alıyor, ses ise yankısını yıllarca bekliyor. Demek ki mesele iyi olmak değil; göz önünde olmaktır. Çünkü çağımızın terazisi tartmıyor, sayıyor. Beğenileri sayıyor… Takipçileri sayıyor… Paylaşımları sayıyor… Ama emeği saymıyor. Sabrı saymıyor. Kalemin çektiği çileyi hiç saymıyor.
Bu durum haliyle işin çilesini çekenleri düşündürüyor: Edebiyat mı, enaniyet mi? Amaç popüler olmak mı, yoksa gerçek bir yazar mı? Elbette edebiyatın muhasebesi bambaşkadır. Köpük ilk bakışta denizden büyük görünür; fakat dalga çekilince geriye yalnız su kalır. Bu anlamda edebiyatın takvimi vardır; modanın ise yalnızca vitrini… Tohum toprağın altında kimse görmeden filizlenir. Kökler alkış istemez. Gürültü çıkaran otlar bir mevsim yaşar; sessiz büyüyen çınarlar ise yüzyıllar…
Elbette işin ehli için bunlar teselli kaynağı, fakat sığlık yerini derinliğe, gürültü yerini erdemin suskunluğuna, cehalet yerini aydınlığa, çirkinlik yerini güzele bırakırsa manzara tam tersine döner. Nasıl oluyor da bazıları sözde doğrunun savunucuyken yanlışın; körlüğün, vefasızlığın askeri oluyor? Sözle eylemler birbirini tutmalı, o zaman aydınlarımız yaşarken anlaşılacak, toplumuna küsmeyecektir. Edebiyat emekçilerinin üretme şevki artacaktır. Ömrünü boşuna geçirmediğini dünya gözüyle görecektir. Değerleri değerli yapmazsak daha çok eyerli gezeriz. Başkalarına değer vermeyen değer göremez. Geç anlarsak her şeye geç kalırız. Koşuyoruz ama hedefe değil, hız yapıyoruz, fakat hiçbir şeyi görmeden. Enerjimizi israf ediyoruz, nefessiz kalışımız bundandır.
Edebiyat zamanı değil, insanı ölçer. İnsanı ölçen her şey ise acele etmez. Alkış kalabalık ister; hakikat yalnızlık… Yazarın ilk okuru çoğu zaman yalnızlığıdır. İlk eleştirmeni vicdanı, ilk yayınevi ise çekmecesidir. Nice şaheser yıllarca çekmecede beklemiş, nice şöhret ise ertesi sabah unutulmuştur. Yazarın yükünü okur alır, okunmayan, satılmayan her bir kitap yazara yüktür. Emeğinin karşılık görmediği gerçeği ile hep yüzleşir. Çok yazan toplum değil, çok okuyan toplum büyük yazarları yetiştirir.
Edebiyat biraz da çile mesleğidir. Kalem mürekkebe değil, çoğu zaman sabra batırılır. Kimi zaman cebiniz boşalır, kimi zaman dostlarınız… Bazen yazdığınız satırların kıymetini sizden başka kimse bilmez. Yani kalemin maaşı para değildir; zamandır.
Edebiyat dergileri, edebiyatın acele etmeyen saatçileridir. Onlar modaya değil, mayaya inanırlar. Bir şairin ilk ürkek şiirini, bir hikâyecinin ilk cümlesini, bir denemecinin ilk nefesini koruyan sessiz limanlardır.
Büyük yazarların çoğu önce dergilerde büyüdü. Çünkü dergiler yalnızca metin yayımlamaz; yazar yetiştirir. Kalemi terbiye eder, dili inceltir, sabrı öğretir. Kitap meyveyse, dergi köktür.
Bugün bir dergi çıkarmak, ekonomik hesapla açıklanacak bir iş değildir. Bu, biraz delilik, biraz inat, biraz da gelecek nesillere bırakılan sessiz bir vasiyettir. Gündem gürültüyle yaşar; edebiyat sessizlikle kalır ve edebiyat dinler, dinlendirir, meselelere başka bir gözle bakar.
Bir dergiyi yaşatmak; matbaa masrafını değil, kültürün yükünü omuzlamaktır. Bu tarlaya kelimeleri ekmeyenler vakti geldiğinde hasat beklemesinler.
Velhasıl saatin yavaş işlemesi ömrümüzü uzatır. Hız her zaman kontrolden çıkmaya müsaittir. Her şey tersine dönse de dünya döndükçe yine tersine döndürmek bizim elimizde… Bu güç ruhumuzdan akan kelimelerde…
Halk Edebiyatı Dergisi’nin : 73-74 . birleşik sayısının başyazısından alıntıdır.
Şenol Tombaş
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

