Düşünsenize yemek yapıyorsunuz sonunda tuzu çok koydunuz…
Kimse size yemeğin yapılma aşamasındaki emeği zahmeti hatırlayarak muamele etmez. Edenler müstesna. Ama çoğunlukla şu manzara ortaya çıkar; yenilebilecek kadar tuzluysa ağzını ekşiterek yer ama o ağız biraz ekşir. Bu da ekşi bir şey için kullanılıyor gibi oldu. Şimdi metni hata bulmak kaygısı ile okuyan birinin hevesi kursağında kalsın diye ultra bir hata yapıp cümleyi kasmayacağım. Elbette ki yüz ekşir manaen yakın olsa da buna denk bir kelime şu an aklıma gelmiyor. Her neyse devam edelim ki zaten çok tuzlu bir yemeğin ilk lokması tıpkı şu an kelimemin cümlenin ağzında beklemesi gibi ağızda bekler, sağa sola çevrilir, tuzlu olduğundan emin olununca da sanki zaten tuzlu olduğu için beklememiş gibi yutulur. Yenilemeyecek kadar tuzluysa ve yemeğin sahibi hatırı sayılmasında sakınca olmayan biri değilse ya da öyle demeyelim ona nazımız, belki de gücümüz yetiyorsa tuzlu yemek tabağı kenara konulur. Burada ne yemeğe yanlışlıkla fazla tuz atanı yermek gaye ne tuzu fazla kaçmış diye şikayet etmek. Ne de -kime göre neye göre tuzlu- diye felsefe peşinden gideceklere laf söylemek. Elbet herkesin bir damak tadı var. Bu yöresine, bünyesine, midesine göre değişir ama benim tarzım nabza göre şerbeti sadece sofrada kullanmak olduğu için burada kimsenin tansiyonunu düşünecek değilim. Laf şu ki emeğe de saygı ve itibar edilmelidir.
Bu hayatın her aşamasında da böyledir: Mesela iş hayatında, bir yerde on yıl çalışmış, oraya emek vermiş, zaman vermiş, ömründen vermiş -ki karşılığında bana kalırsa hiçbir maddi ücret ömrün bir dakikasını karşılayamaz- bu kişi söz konusu işinde bir hata etse, işinin bir tanesini yanlış yapsa; sanki daha önce hiç doğru bir iş yapmamış gibi muamele görür. İşten çıkarılacak kadar büyük bir hata değilse ara sıra başına kakılır, işten çıkarılacak bir hata ise de uzun bir süre arkasından kınanır ve zamanla o insan unutulur gider. Sanki hiç çalışmamış gibi. Kimse ona iyi elemandı demez. “Kötüydü çıkarıldı hatta kovuldu.” der.
Aynı şey yıllarca evli kalmış çiftler içinde geçerlidir. Onca zaman ömür verilir vakit harcanır ancak söz konusu tatsız bir olay geliştiğinde ne geçen zamanın ne harcanan ömrün ne verilen emeğin kıymeti kalır ne de arada hatır. Kimse onlara iyi geçindi demez. “Anlaşamadı hatta geçinemedi geçimsizler boşandılar.” der. Çiftler içinde de biri diğerine ne çok kahrımı çekti ne iyi günlerimiz oldu demez ne kadar can sıkıcı şey varsa onu hatırlar onu söyler onunla bilir bildirir. Mesela bir ders için koca bir dönem okula giden bir öğrenci de aynı durumdadır. Diyelim sınav günü hasta olsa yahut soruların cevabını uykusuzluktan yorgunluktan unutsa kimse ona bir dönem emek verdi demez. “Dersten kaldı, sınıfta kaldı, çalışmadı tembel.” der. Yine iki arkadaş yıllarca dost olsa fakat bir gün aralarında bir sıkıntı çıksa geçmiş günlerin hatırı unutulup o sıkıntının peşine düşülür ve sanki geçmişte hiç iyi bir şey yaşanmamıştı şu son gelişen olay olmuştu sadece gibi bir paye çıkarılır.
Bu örnekler hayatın bir çok alanından verilerek çoğaltılabilir. İster buna sonuç odaklı bakmak deyin, ister akıbet önemli deyin, ister tuzlu yemek de yenilmez ki arkadaş deyin ama ortada dökülen bir emek, harcanan bir vakit, iyi bir niyet söz konusu. Bunların tamamını hiçe saymak yemekteki soğana, domatese, bibere, salçaya haksızlık değil mi?
Gerekirse yemeğe sonradan tuz katılır gerekirse patates atılıp fazla tuzu çektirilir yeter ki ağzımızın tadı tuzu bozulmasın.
9 Haziran 2026
Özlem Korkmaz
Görsel/ Çini tabağı: Özlem Korkmaz
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

