Altın Sırlı Kırık Kalp

Şimdi ben cümleme sizi kıracak bir hata ile başlasam. Ardından özür dilesem beni affeder misiniz? Hatta afedersiniz desem affetmek ister misiniz? Diyelim önemli değil dediniz, olan biteni yok sayabilir misiniz? Hafıza beyaz bir porselenin kırılmadan önceki haline benzer. Pak ve durudur. Çizik kırık ezik yoktur. Ancak bir olay yaşanmış ve hafızaya geçmiş ise o hafıza artık eskisi gibi değildir.
İsterseniz elinize bir porselen tabak alın çekiçle vurun. Kaç parçaya bölünürse bölünsün hiçbirini kaybetmeyin. Sonra oturup bütün o parçaları tek tek bir araya getirin. Sonra her bir parçayı dosdoğru yerine yapıştırın. Kırık çizgilerini yok etmek için de üzerine altın sır ile geçin. Sizce bunca uğraş sonrası o tabak eski tabak olmuş mudur?
İnsanın kalbi de böyledir. Hiç kırılmadığımız birine karşı bembeyaz bir porselen gibidir. Ne var ki bir kimse gelip dilinin çekiciyle kalbimizin ortasına indiriverince o porselen dilin çekicinin gücüne göre parçalara ayrılır. Ne kadar kalbimizi kuvvetli tutsak ne kadar dayanıklı sayılsak da önünde sonunda darbe almaya devam ettikçe parçalanır. Bazen bir kaç parça olur bazen un ufaklaşır. Sonra çekicin sahibi özür dileyip af isteyip dil döküp kalbimizi toplamaya çalışır -bazen de bizi öylece kendi halimize bırakır belki kırıldığımızı bile fark etmez ya da umursamaz- diyelim ki iyi tarafından olsun. Kalbimizi toplar sözleriyle hediyeleriyle yahut gözyaşlarıyla kırıklarımızı bir araya getirir yapıştırır ve üstüne de en narin tavrıyla altın ile sırlar. Fakat o eski kalp asla değildir.
O yüzden atalarımız söylenen sözü atılan oka benzetmişlerdir. Nasıl ki atılan ok geri gelmez ağızdan çıkan sözde geri alınmaz kimi zaman da sözdeki mecazın aslı gibi gider karşıdakini tam kalbinden yaralar. Sonra derlersin toplarsın güya yapıştırırsın sırmalarsın yine de o kalbi sarıp sarmalayamazsın. En küçük dokunuşta tekrar hasar aldığı yerden kırılıverir öylece elinde kalır kurtaramazsın.
Benzetmekte mahsur yok aynı misali akıl kırılması içinde verebiliriz. Böyle bir tabir de şimdi aklıma geldi. Peki nedir bu akıl kırılması? İçinde tertemiz pak bir zihnin olduğu bir kafa belli fikri fesat bozuk yahut kirli dillerin darbe vurmasıyla bir yerinden kırılır ve o kırıldığı yerden sürekli şüphe sızar. Artık kırılan yerin üzerine pansuman dikiş yahut cerrahi müdahale de yapılsa o kafa eski kafa değildir. Bir kere kırılmış kopmuş ve dağılmıştır. İster kopan yerin yerine altın demir koyup tamamla. İster kırılan yerin üzerini ört sakla. O kafa hangi düşüncenin göbeğinden kırıldıysa oradan bağlantı kurup orası için devir daim eder durur.
Hal bu ya bir kalp bir kafa kırılmayagörsün. Gördüğü kırılmayı ancak mezarında unutur.
Peki ne yapalım? Ne kalp kıran ne kafası kırılan olalım. Dilimizi çekiç olmaktan zihnimizi cama bulanmaktan koruyalım.
2 Nisan 2026
Özlem Korkmaz
Fot: Özlem Korkmaz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kimdi?

Neden bunu yapıyordum kendime? Bile bile acı çekmek ya da bile bile kendimi bu girdabın …