Bilmiyorum

Bilmiyorum demek büyük konfordur. Ama bizde bir huy var bilmiyorum diyemeyiz. Neden bilmiyorum? Sanki bilmiyorum demek ayıptır. Bilmesek bile biliriz, bilmeliyiz. Bilmemek bize yakışmaz. Söz konusu yol tarifi… Çevirdiğiniz birinin sorduğunuz adresi ilk defa duyma ihtimali karşısında bile düşünüp bir yol tarif etmesi muhtemel. Bilmiyorum diyemez. “Bakar mısınız, Yakut sokak nerede biliyor musunuz?” Hemen bir düşünmeye dalar. Kafasında çevirir. Baktı olmadı bilmiyorum diyemez -sanki dönüp neden bilmiyorsun diye soracağız- “Şu tarafta olabilir.” der, hiç olmadı; “Birine daha sorun.” der. “Gerçekten sağ ol!” birine sormam gerektiğini söylemesi de önemli çünkü burada dahi bir bilmiyorum değil emin olamıyorum vardır. Çok bilmişlik lafını kim çıkardı bilmiyorum, bakın bilmiyorum ama herkes mi çok bilmiş olur.

Bir ortamda çay sohbeti eşliğinde bir konu açılır biri de çıkıp bilmiyorum demez. Herkes bilir herkes bilmesi gerektiğini de bilir. Bu yüzden söz konusu konu her ne ise herkesin bir fikri vardır hatta ilk kez duyduğu konuda bile bilgisi vardır. “Ya o şundandır kesin.” der. Sanki bilmeyene gülüyoruz!
Bu yüzden birine bir şey sormaya korkabilirsin çünkü bilmese de bir şey söyleyecek, hiç olmazsa lafı eveleyip geveleyip “eeee…” den sonra bir yorum katacak doğal olarak ya yanlış bir şey öğreneceksin ya da doğru bildiğini unutacaksın.

Diyeceksiniz ki bilmişlik de eleştirilir mi, cahil mi kalalım? Tamam cahilliği yerdik, öğrenelim bilelim dedik ama her şeyi de bilelim demedik. Her şeyi biliyoruz gibi görünelim de demedik. Birine desen ki ben bu konuda bilgisizim hemen “Estağfurullah! Olur mu öyle şey hem bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp.” der. Yahu hem bilgisizim hem de bilmek de istemiyorum. Öğrenmek mecburiyetinde değilim. Birine desen ki sen bunu bilmiyorsun hemen savunmaya geçer “ Ne demek bilmiyorum, biliyorum işte bu işte şu.” İspata kalkar. Yahu bilmeyebilirsin evet bilmek zorunda olmayadabilirsin. Her insana her bilgi lazım değildir. Herkes oturduğu semtin her caddesini sokağını tarif edecek kadar bilmek zorunda değil. Konuşulan konu film mi, edebiyat mı magazin mi, futbol mu, gündem mi, haber mi, aşağı mahalledeki parkın açılışı mı bilmeyebilirsin. İşin mesleğinle ilgili evin ailenle ilgili olmayan bir konuda bilgi sahibi olman gerekmeyebilir, bu bilgi ilgini çekmemiş olabilir, bu bilgi sana gerek olmayabilir. Konuşulan sohbetin dahilinde olmadın diye cahil sayılmazsın, sorulan konuda bilgin yok diye utanman gerekmez, bir şeyi az biliyorsun diye rezil olmazsın. Bildiğin kadarını bilip bilmediğin konuda da bilmiyorum demelisin diyebilmelisin. Sanki bilmiyorum diyenin alnına kara cahil damgası vuruyorlarmış gibi adeta o kelimeden sakınmak hiç bilmeden alakasız yorumlar getirmekten daha anlaşılır ve makul değil. Elbet öğrenmek ve ihtiyacımız olan kadar bilmek en olması gerekendir ama İstanbul’da yaşayan birinin Finlandiya’daki hava durumunu, evde çocuklarıyla ilgilenen bir ev hanımının emeklilik yaşını, bir kalp cerrahının güneşteki patlamaları bilmesine, bilmediği için bilmiyorum diyememesine gerek var mıdır. Kendi kendine başımıza dert açıyoruz. Bilmiyorum der kurtulursun. Tabii bu bilmiyorumu da her şeyin cılkını çıkardığımız gibi yaparsak o da olmaz. Umursamama, ihmal ya da duyarsızlık seviyesinde bir bilmemekten bahsetmiyorum. Hani bir laf vardır “Üstüne vazife mi?” Ben de diyorum ki değilse bilme. Bırak Avrupa’nın bir şehrini Asya’da san, suyun kaynama sıcaklığını 50 °C zannet, altimetreyi hiç duyma, üst caddedeki parkı görmemiş ol.
Ama her şeyi de bilme be kardeşim.
Vesselam
3 Ağustos 2026
Özlem Korkmaz
Resim: Özlem Korkmaz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Aynı Gökte İki Gölge

Tutunup bir ömrün gölgesine, Bir gönle yaslanmak gerekirken; Omuzlara basıp yükselmeyi Var olmanın yolu sandı …