Dua etmek bir sanattır. Herkes bu sanattan anlamaz ve bu insanlar için hayat her zaman zor olacaktır. Bundan daha zoru ise dualarını sadece nefsi için edenlerin bu dünyada diğer sonsuz alemde yaşayacaklarıdır.
Uzun uzun sipariş verir gibi dua ederler insanlar. Hayatın içinden istediklerini almak için uzun uzun cümleler kurarlar. Ettiği dualar kabul olduğunda ise biraz sevinirler sonra ne olduysa, o dualara sırtını dönüp nefsinin karanlık koridorlarına yürüyerek, büyük bir yanılgının içine düşerler. Çünkü her kabul olan dua, bir ahit ve bir emanettir. Onu taşıyamayan ruh, aslında kendi ile yaptığı sözleşmeyi bozmuş ve karşı tarafında hakkına girmiş olur.
İstemiş oldukları ile gerçekleşenden kaçan bu kararsız ruhlar, Allah’a dua ederek var olanları, kullardan medet umarak karanlığa gömerler. Bu dünyada neyi çok isterseniz, bir şekilde size verilecektir. Lakin iyi düşünüp öyle hareket etmek gerekir.
Yapmış olduğunuz dua sadece sizin şahsınızda ise bunun bedelini kolay ödeyebilirsiniz. Lakin başka insanların hayatına girip haklarına girdiğinizde, işin yönü helallik makamına kadar varır. Bu ise çok ağır bir yüktür.
Kabul olan dualarına sahip çıkmayan insanlardan kesin olarak uzak durun. Onlar, yol arkadaşı değil, yol kesici ve ruh emicidir. Mutlaka sizi yarı yolda, çölün ortasında, susuz ve yapayalnız bırakırlar. Sadece kendilerini düşünürler. Zaten etmiş oldukları duaların yerine nefsine yol alanlar, ne kadar hızlı koşsalar da, ne kadar plan yapsalar da, eninde sonunda başlangıç noktasına, o dua ederken diz çöktükleri yere geri dönerler. Dönerler ki, kalplerinin asıl karanlık yurdu orasıdır. Ancak bu noktaya geri geldiklerinde iş işten geçmiş, kırdıklarını bir daha kırdıkları halde asla göremezler. Gözleri, nefsin sisleriyle örtülüdür artık.
Dua, yalnızca dudaklardan çıkan bir talep değildir duanın taraflarını tamamlayan bir ilahi fermandır. Ruhun sonsuzluğa açılan bir kapısıdır. O kapı açıldığında içeri süzülen ışık, kişiyi aydınlatmak için gelir. Lakin o ışığı alıp da kendi gölgesine sığınan, aslında kendi cehenneminin kapısını aralar. Kabul, bir lütuf değil, bir imtihandır. Verilen, emanettir. Emanete ihanet ise kişinin kendi özüne ihanet, karşısındakini de hakarettir.
Kırdığın her kalp, geri dönüp seni bulmaz, senden intikam almaz belki, ama gönüllerin kayıt edildiği defterde kara bir leke olarak kalır. Sen o lekenin üzerinde yürürsün, her adımın sallantılı, her nefesin tedirgin. Dua ettiğin anki saf niyetin, şimdiki ihanetinle yüzleşir gece rüyalarında. Ve bil ki, nefsin peşinde koştuğun her an, aslında o ilk duanın ruhundan bir adım daha uzaklaşırsın. Uzaklaştıkça yolun karanlıklaşır, ta ki kaybolduğun yeri fark edene kadar. İşte o fark ediş, pişmanlığın ilk kıvılcımıdır. Ama ateşi yakmak için çok geç olabilir; çünkü yakıtın olan samimiyetini çoktan tüketmişsindir.
Uzak dur o halde, kendi duasına yabancılaşmış olanlardan. Onların yolculuğu, dönüşü olmayan bir girdaptır. Sen, duanın hem dilinde hem de yüreğinde olanlarla yürü. Çünkü gerçek dua, edildiği an değil, yaşandığı an tamam olur. Duana sahip çıkmazsan, kendini de sahip çıkamazsın.
03.02.2025
Gencay COŞKUN
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

