70. sayı Başyazı
Edebiyat, çağının vicdan kayıt cihazıdır. Yozlaşma unutturur; edebiyat hatırlatır. Bir milletin ölçüleri kalmadıysa orada kaos hırsızlığa başlar. Yalan süslendikçe gerçekler çirkinleşir. Gökyüzünden yalan yağarsa, yeryüzünde doğrunun bereketi kalmaz.
Yozlaşmayı edebiyatla tamamen aşabilir miyiz, bilmiyorum. Ama edebiyat yoksa, aşamayacağımızı biliyorum. Çünkü yozlaşma önce davranışta başlamaz. Evvel kelimede başlar. Anlam kayar, sınırlar silinir, cümleler yuvarlanır. Sonra insan da tepetaklak olur. Sözler “söz” olamadığında samimiyetini kaybeder. Ruhlarımızın arasına ayrılık, şeytan gibi girer…
Hakikatin başının kesildiği yerde yalanlar şah olur… Edebiyat belki burada bir kurtarıcı değildir; ama bir tanıktır. Tanık olmayan yerde suç rahat işlenir. Yozlaşma hız ister. Edebiyat yavaşlatır. Bu yüzden çağ, edebiyatla hep sorun yaşar. Çünkü hızlanan her şey, düşünmeyi tehlikeli bulur. Bir toplum yozlaştığını fark ettiğinde değil, yozlaşmayı savunmaya başladığında çürür. “Bu da hayatın gerçeği” dendiği anda ahlak geri çekilir. Edebiyatın görevi tam burada başlar. Gerçeği kabullenmek değil, gerçeğin neden bu hâle geldiğini sormak.
Edebiyatla yozlaşma aşılmaz belki, ama meşrulaşması engellenir. Bu az şey değildir. Yazarın gücü kalabalıkta değildir. Israrındadır. Aynı soruyu sormaktan vazgeçmemesindedir. “Biz neye alıştık ve neyi kaybettik?” Benzer sorular sorulmaya devam ettiği sürece yozlaşma rahat edemez. Çünkü rahatsız olmayan vicdan, çoktan yenilmiştir.
Zihni uyanan bir insan güneşi görür, aydınlanma başladı mı karanlığın ödü kopar. Bazı insanlar uyumayı çok sevebilir, fakat sürekli yatmak yatalak eder… Bu yüzden uyandıranlar sevilmezler, nice horozların başının vurulması bundandır, fakat kim güneşe engel olabilir ki?
Bu anlamda anlatmak istediklerimize yeri gelmişken bir minimal öyküyle örnek verelim:
Uyanmazlar
Deli Beşer elinde kitapla kapılara vurarak tüm mahalleliyi sabah erkenden uyandırıyordu. Bir sabah kendisini linç ederlerken birkaç iyi insan onu kurtarmıştı. Elindeki kitaplarla akan kanını siliyordu. Birkaç iyi insan sordular oradaki kalabalığa:
“Neden bu kadar öfkelisiniz ne yaptı size?”
“Çünkü o, bizi uyandırıyor.” demişlerdi.
Durumu anlayan birkaç iyi insan Deli Beşer’i bir kenara çekip yaralarını pansuman ettiler. Sonra sordular kendisine:
“Neden böyle bir şey yapıyorsun?”
Deli Beşer dudaklarından akan kanı eliyle silerek:
“İnsanları uyandırmanın bir bedeli olduğunu çoktan öğrenmiştim, fakat böylesine derin uyumalarına da vicdanım el vermiyordu çünkü bütün yük uyanıklara kalıyordu.” dedi.
***
Velhasıl, ebediyet uyandırır ve vicdan terazisinin bakımını yapar. Yozlaşma ancak böylelikle kontrol altına alınabilir. Fakat zihinleri uyandırmanın bedelini de çoğu zaman yazarlar öderler. Belki de bizim bitmeyen borcumuz da bu yüzdendir… İnsanı rahatsız eden bir vicdanı olmalı… Yoksa vicdanınız sizden ümidi kesmiştir.
Şenol Tombaş
70. sayı çindekiler:
Adam Arıyorum / Halil Gökkaya…………5
Bizim Köy / Halil Gökkaya ……………5
Şefkat Pınarı / Faruk Gökbulut ………..6
Eyüp Satılmış Şen’e / Halil Gökkaya…6
Senin de Günün Hoş Olsun! / Mehmet Altunay….7
Gönül Kapısı / Mehmet Altunay………..7
Süheyla / Süleyman Korkmaz……….8
Aşkından Bak Yanıyor Kalbim / Ayşe Gülten Kırıcı……9
Kalbini Kalbime Koydum / Ayşe Gülten Kırıcı……….9
Aklıma Bir Şey Gelmiyor / Sinem Yavuz…………10
Damlalar / Mehmet Mücahit Yurteri…………11
Olay Yeri / Ümit Tükenmez ……………12
Ayrı Sayfalar / Ümit Tükenmez………12
Ah Benim Kahrolası Sevdam / Gülten Özgül ……. 13
Halil Gökkaya : Satılmış Şen ile Şiir Üzerine Röportaj ………….15
hikaye
Saat Tamircisi / Mehmet Mücahit Yurteri……………….19
Salata Çatalı ve Biftek Bıçağı / Mete Gükrer…………..21
Bilmece köşesi / Mete Kükrer …………….22
Forex Nihat / Mehmet Elçi………..23
Kivi’nin Tadı / Ayşe Yiğit………25
Kalbi Gülden Olanlar / Gülseren Gül……….27
Gidenler, Kalanlar ve Martı Murtaza / Sevil Özdemir…..29
Anı
Alaburus – Subay Traşı… / Sezai Çiçek …….31
Portre
Âşık Deryamȋ, Hayatı, Eserleri ve Şiir Sohbeti: “Bir Güzele” / Âlimî – Halûk Tanrıverdi…36
Adnan Ağabey / Faruk Gökbulut …………..38
Masal
Ahlı Mal/ Süheyla Acar …………………….40
Özel Dosya
Abdal Musa’ nın Nasihatnamesi ve “Kim Ne Bilir Bizi” Şiiri / Gülten Özgül…..48
Ağlar Baba / Mehmet Altunay………..49
Hoca Ahmet Yesevî: Gönüllerin Yolcusu / Şeyda Bozkurt………51
Şeb-efrûz / Bülent Öntaş ……………..53
Bir’den Bir’e …. / Gülşah Şuekinci / …….54
İnsanı Arayan İrfan: Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. İrfan ve İlim Yolculuğu / Hatice Karahan …55
Hacı Bektaş Veli / Mehmet Ballı……………57
İlker Ko / Sen Aşkına………….59
Kaygusuz Abdal / Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri / Samih Hacıarifoğlu …………60
Mansur el–Hallâç / Nursel Yeşilyurt…………………..62
Hâmuşân / Nurhan Karanfil…………………64
İbtidâdan İntihâya Bir Yol: Mürşid-i Şair Niyâzî-i Mısrî / Reyhan Yıldız………..66
Keskin Çizgisini Omurgasına Sâki Yapan Cesur Yürek / Hacer Taşdemir…….68
Özlem Korkmaz / Yunus Emre……………70
Tasavvuf Divan Edebiyatı Şairi: Tapduk Emre / Yasemin Kaplan…………71
Seyyid İmadüddin Nesimi / Türkan Beyaz………….73
****
71. sayı içindekiler.
Yazarlar:
Mehmet Mücahit Yurteri ,Mehmet Altunay, Süleyman Korkmaz, Şeyda Bozkurt, Esengül, Mevlüt Yavuz, Ümit Tükenmez, Sevil Özdemir,
Kimsesiz Doğuşlar / Şenol Tombaş …………4
Ters Zekalı / Şenol Tombaş………..4
Nereye Baksam / Halil Gökkaya …….5
Kapalı Havzada Kala Kaldım / Mehmet Altunay ……6
Viraneye Dahil, Ne Alimler Var / Mehmet Altunay…6
Karaca / Süleyman Korkmaz. ………………..7
Sebest Şiir
Yaşamak / Şenol Tombaş…….8
İçimdeki Kem / Şeyda Bozkurt …..9
Geleyim / Esengül ………….9
Cevap Yok / Mevlüt Yavuz …………..10
Görülmeyen Hazine / Mehmet Mücahit Yurteri ………11
Keşke Unutsam / Ümit Tükenmez…..12
Dinmeyen Fırtına / Ümit Tükenmez….12
Yağmur Sancısı /Gencay Coşkun……….13
Çözülüyoruz / Mehmet Ballı………….35
Sevdan İçin / Gencay Coşkun…………37
Anı:
Anı Bahçemden -Kaybolan Köşk / Mehmet Mücahit Yurteri…14
Hikaye
Bir Fotoğraf, Bin Kırgınlık / Sevil Özdemir ………………….16
Özel dosya :
Kara Turna ile Yusuf’un Hikâyesi / Şenol Tombaş…..17
Pir Sultan Abdal / Nursel Yeşilyurt …………21
Aşık Sümmani ve Gülperi Öyküsü / Gülten Özgül….24
Toprağı Ebedi Nefes Gören Anadolu İrfanı: Âşık Veysel Şatıroğlu/
Hacer Taşdemir………………28
Karacaoğlan / Özlem Korkmaz………………31
Nurhan Karanfil / Gönül Dağı…………………33
Yozgatlı Âşık Seyri / Mehmet Ballı…………34
71. sayı başyazı:
Vefanın Unutulmuş Harfleri ve Edebiyatın Hafızası
Bazı kelimeler vardır; zamanın gürültüsü içinde yavaş yavaş solmaya başlar. Önce anlamı incelir, sonra sesi kısılır, en sonunda da insanın dilinden düşer. “Vefa” işte böyle kelimelerden biridir. Bir zamanlar mahalle aralarında, dost meclislerinde, mektupların son satırlarında yaşayan bu kelime; şimdi kalabalıkların içinde yalnız dolaşan bir derviş gibidir.
Oysa edebiyat, biraz da unutulan kelimelerin sığınağıdır.
Çünkü edebiyat dediğimiz şey yalnızca güzel cümleler kurmak değildir; insanın kalbinde kalan tortuyu dile getirme çabasıdır. Bir insanı, bir sokağı, bir ustayı ya da bir hatırayı unutmamak için yazılan satırlar… İşte vefa tam da burada başlar. Hatırlamakla.
Bugün modern insanın en büyük yorgunluğu belki de hafızasını kaybetmesidir. İnsan hızla değişen dünyanın içinde, kendi hikâyesini bile yarım bırakıp başka hikâyelere koşuyor. Dün kendisini büyüten ustayı unutuyor, dün beraber yürüdüğü dostu geride bırakıyor, dün kendisini insan yapan değerleri eski bir defter gibi kapatıp bir kenara koyuyor. Fakat edebiyat buna razı olmaz.
İyi bir hikâye, biraz da insanın geçmişine verdiği selamdır.
Bir şairin yıllar sonra çocukluk sokağını yazması, bir romancının unutulmuş bir köyü diriltmesi ya da bir yazarın kendisine yol gösteren ustaları anması… Bunların hepsi edebiyatın vefaya açtığı küçük pencerelerdir. Çünkü kelimeler bazen insanın yapamadığını yapar; unuttuğumuzu hatırlatır, sustuğumuzu konuşturur.
Vefasız bir edebiyat mümkün müdür?
Belki mümkündür ama o zaman ortaya çıkan şey yalnızca teknik bir metin olur. Duygudan arınmış, hafızasız bir yazı… Oysa gerçek edebiyat biraz borç bilinci taşır. İnsan, kendisinden önce konuşmuş sesleri duyduğu ölçüde derinleşir. Yunus’un nefesini duymayan bir şair, Karacaoğlan’ın türküsünü bilmeyen bir ozan, Tanpınar’ın zamanını hissetmeyen bir yazar; kelimelerin yalnızca kabuğuyla yetinmek zorunda kalır.
Vefa, edebiyatın görünmeyen mürekkebidir.
Bir metni okurken bazen hissederiz bunu. Yazarın satır aralarında bir ustaya selam verdiğini, bir şehre borcunu ödediğini, bir hatırayı incitmemek için kelimeleri dikkatle seçtiğini… İşte o anda metin yalnızca bir metin olmaktan çıkar; bir hatırlama törenine dönüşür.
Bugün edebiyat dergilerinin de belki en büyük görevi budur: Hafızayı korumak.
Çünkü dergiler biraz da edebiyatın mahalle kahvesidir. Genç bir şair ilk şiirini getirir, yaşlı bir yazar eski günleri anlatır, bir okur sessizce köşede oturup sayfaları karıştırır… Ve bütün bu küçük buluşmaların ortasında görünmeyen bir bağ kurulur: edebiyatın vefası.
Belki dünya hızla değişecek, yeni kelimeler doğacak, eski hikâyeler unutulacak. Ama yine de birileri bir masanın başına oturup kalemi eline alacak ve şöyle yazacaktır:
“Hatırlamak da bir tür iyiliktir.”
İşte o cümle yazıldığı sürece, edebiyat vefayı kaybetmeyecektir.
Vefa bir kedinin miyavlaması, bir köpeğin kuyruk sallaması, bir bebeğin gülüşü, güneşin doğuşu, yağmurun yağışı, kalbin atması, karıncanın ekmeği taşıması, şairin kelimelere sadakat göstermesi, okurun yazarın emeğine saygı duyması… Hatırlamaktır vefa, yaşatmaktır baharı… Vefasız insan hırsızdır, emeği, yaşanmışlığı, hatıraları yok sayar. Hiç kimse böyle insanlarda yaşayamaz. Belki de onlar yaşanmışlığı öldüren katillerdir. Ne güzeldir iyiliği unutmayan insanlar. Çünkü iyilik harmanı burada yeşerir ve mahsulü de ruhları yaşatır ve doyurur. Ne yazık ki vefasızlık kör eder insanı, bu körlüğün adı: Nankörlüktür. İyilik bilmeyen atomu parçalasa ne yazar!
Dostun gözyaşı gibi kalemin gözyaşıdır mürekkep, bulaştıysa kalbe bir daha çıkmaz lekesi. Yanaklarımızda buhar oluyorsa gözyaşlarımız, umut gökyüzünden yağacak demektir. Vefa bilen meleklere kardeş olur. Belki de cennette bile vefalıların ayrı bir makamı olacaktır.
Çünkü vefa asla vefasız olamaz, o zaman dünya da dönmez, kötülüğün ışığı da sönmez. Biraz da vefalar kaynatır edebiyat dergilerinin ocağını… Sözler böyle demlenir geleceğe. En vefalı dosttur yazdıklarımız. Hiç hafıza kaybı yaşamazlar çünkü onlar metindir. Ölmeyen ruhtur vefa, böylece akarız geleceğe…
Vefasız bir edebiyat kibre düşer. Hep kendini görenler başkasında yaşayamazlar. Edebiyata vefamızdır dergimizi yaşatan. Tüm zorlukların üstesinden onun sayesinde geliyoruz. Vefa bilmeyen kelimelere ne kadar bağlılık gösterebilir? Velhasıl vefa bilmeyen sözüne sadık olamaz. Edebiyat sözünde durmayanı meclisine almaz. Vefada buluşalım orada daha çok yazılacak yazılar var.
Şenol Tombaş
71. sayı :
Halil Gökkaya: Nereye Baksam
Gencay Coşkun: Yağmur Sancısı
Şenol Tombaş: Eğitimci Yazar-Şair Ahmet Duran ile Öğretmenlik ve Edebiyat Üzerine Söyleşi
Yazarlar:
Mehmet Mücahit Yurteri, Mehmet Altunay, Süleyman Korkmaz, Şeyda Bozkurt, Esengül, Mevlüt Yavuz, Ümit Tükenmez, Sevil Özdemir.
Özel dosya: Aşık Edebiyatı Şairleri
Şenol Tombaş: Kara Turna ile Yusuf’un Hikâyesi
Nursel Yeşilyurt: Pir Sultan Abdal / Nursel Yeşilyurt
Gülten Özgül: Aşık Sümmani ve Gülperi Öyküsü
Hacer Taşdemir: Toprağı Ebedi Nefes Gören Anadolu İrfanı: Âşık Veysel Şatıroğlu
Özlem Korkmaz: Karacaoğlan
Nurhan Karanfil: Gönül Dağı
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi




