“Aşkın Suretleri Gerçek Aşka Yenilirmiş…” diye ölümsüz bir kural vardır.
Gerçek hayatta öyle midir?
Hayatın acımasız döngüsünde,
Aşk, Suretlerine Yenilir.
Ne garip değil mi?
Bu çelişki, insanın kalbini yakıp geçen bir paradokstur; sanki dipsiz bir kuyu, çıkmaz bir sokaktır. O çıkmaz sokağın taşlarını, ihanet edilen her hakikatin ve yaşanmamış her cümlenin sessizliği döşer. İnsan o sokakta kayboldukça, aslında yalnızca kendi gölgesiyle yüzleşir. Gerçek olanla sureti arasındaki o uçurumda sallanmak, en büyük ıstırap belki de… Ve o ıstırabı derinden hissedenler bilir ki, çıkmaz sanılan her sokak nihayetinde insanı kendine çıkarır. Yüzleşmeye, hesaba, belki de hakiki olanı yeniden bulmaya…
İnsan, hayatına birdenbire, hiç hesapsız kitapsız giren (tasviri mümkün olmayan(aslında mümkündür kibarlıktan böyle yazdım)) kişi bilerek, isteyerek o mukaddes ateşi yakar ve duyguları, hisleri, aşka dair her şeyi dilediği zaman çöpe atarak, güçlüklerden kaçarak ve hissizleşerek öldürmeye cüret eder. Hiç gözyaşına bakmadan öldürür de. Sonra da masum bir suretle ortalarda dolaşır. Oysa Hak ve Adaletten sonra, “Ah” diye bir sessiz bedel vardır. Hiç tavsiye etmem ah almanızı. Bitmeyen, dinmeyen bir yanardağın kendi içini harmanlaması gibidir o.
Gerçek bir aşkı, onun geçici suretlerine tercih edenlerin akıbeti, nefsine yenik düşmek değil midir? Aslında cevabı bilirler. Bir şekilde toplumun vicdanına sığınarak, rahmani bir korumada olduklarını sanırlar. Lakin herkes ektiğini biçer. Bu, tarihin her devrinde böyle olmuştur, böyle olacaktır. Hesap seri ve hızlıdır.
Gerçek aşkı herkes kaldıramaz. Bedeli ağırdır. Aşk, taraflarından birinin kendini dünyanın akışına kaptırıp yüreğini devre dışı bırakarak, hakikate değil de popüler bir tüketimin gereğini yerine getirmeye başladığında sarsılır. Herkes gerçek aşkın hakkını veremez. Bu yüzden nefsini öne çıkararak âşık ve maşuk dengesini bozar.
Aşk tektir. Çokluk kaldırmaz. Gözyaşları ile ancak sahibine doğru yazılan mektupları taşır yürekte. Lakin aşkın suretleri çoktur. Günlük bulvar gazetesi gibidir; her gün yeniden düzenlenir, her gün modası değişerek hayatımıza mecburiyetler zinciriyle bir tüketim unsuru olarak girer.
Gerçek Aşk’ı bırakıp suretlere yolculuk edenler, hayatları boyunca taklit içinde, yeni rollerine alışmak zorundadır. Kolay değildir bu. Bir yaşanmışlık üzerine yeni bir şey koymak… Bugün denk gelmezsin belki yaşananlara, ancak ertesi zamanlarda anılar mutlaka bir yerde bu rolden çıkmanıza ve yüreğinizin aklınızla kavga etmesine neden olacaktır. Yürek mutlaka kazanacaktır. Bir gün duvara bakarken, bir hayal kırıklığı üzerine feda ettiklerini hatırladığınızda iş işten geçmiştir.
Gerçek aşkı görüp onu yüreğinde sonsuza götürenler yalnız kalabilir, lakin aşka ihanet etmezler, yola ihanet etmezler. Güneş olmasa gölgeler olur mu? Gölge, geldiği yeri tam olarak yansıtabilir mi?
Suretlerdeki çokluk, tahmin edildiğinden çok daha hızlı tükenir ve zamanın içinde yok olur. Gerçek Aşk ise, bir aşığın yüreğinde taşınarak sonsuz olur. Sonsuzluk yolunun yalnız insanlarına selam olsun…
28.01.2026
Gencay COŞKUN
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi


