
Neden bu konuyu seçtim? Çünkü son dönemde hepimizin birçok olumsuz durum veya olayların içinde kaldığını veya haberlerde, sosyal medya mecralarında önümüze düştüğünü gördüğümüzde, zorlandığımızın farkındayım. Zaman zaman umudumuzu yitirdiğimiz, devam etmekte güçsüz hissettiğimiz ve hatta her şeyden vazgeçmek isteğinin olduğunun da farkındayım. Yıllardır okuduğum, araştırdığım ve gözlemlediğim şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Hem kendime bir hatırlatma , hem hepimize ilham olmasını ümit ederek kaleme almaya karar verdim.
Çoğu kez, olan olaylar içimizde öfke, hatta intikam alma duygularını tetikliyor. Çünkü canımız yanıyor. Çaresizlik hissi, adaletsiz tutumlar ve elimizden bir şey gelemiyor kaygısı, her birimizi derinden yaralıyor. Bununla mücadele ederken, en çok dikkat etmemiz gereken şey nedir derseniz; tepki gösterdiğimiz her ne varsa, ona dönüşmemek, derim. Çünkü insan, zamanla en çok eleştirdiği, konuştuğu veya tepki gösterdiği şeyin kendisinde meydana geldiğinin farkında olamıyor. Bunu her daim aklımızın bir köşesinde tutarak hatırlamamız lazım. Hatırlamayız ki, sistemin içinde hala insan kalabilmek konusunda merkezimizden sapmayalım.
Ünlü Japon Yazar Haruki Murakami’nin dediği gibi;
“Fırtına dindiğinde, nasıl hayatta kaldığınızdan ziyade, kim olarak çıktığınız önemlidir.”
1.Vicdanı Pusula Yapmak:Dışarıdaki gürültü ne kadar artarsa artsın, içerideki ‘doğru-yanlış’ terazisini bozma. Başkası yapmıyor diye adaletsizliğe alışma.
Bununla başlamalıyız. Bizi insan yapan en önemli şey vicdan pusulamızdır. Bize iyi ve doğruyu gösterir. Ne kadar kötü olay yaşarsak yaşayalım, vicdanımızı dinlediğimizde, onun sesini duymak alışkanlığını bırakmadığımızda ,o bize doğru olanı gösterir ve günün sonunda rahat bir uyku çekebiliriz. İnsanın en büyük zenginliği, vicdanı rahat olmasıdır. Kimsenin hakkını yememiş, kimseye kötülüğü dokunmamış ve kalbi sakinleşmiş bir insan olmak.
2. Küçük İyiliklerin Gücü: Büyük sistemleri değiştiremeyebiliriz ama bir komşunun yüküne omuz vermek, bir çocuğun yüzünü güldürmek bizi insan tutar.
Çoğu kez, sistem içindeki büyük olaylara engel olamayız. Doğru. Çünkü gücümüz yetmez. Ama bu, iyilik yapmamıza engel midir? Yapacağımız iyilikler, bizi “iyiliğin çoğalmasına katkı” sağlayan bireylere dönüştürmez mi ? Şairin dediği gibi “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl aydınlanır karanlıklar?” Ben iyilik yapmaktan vazgeçersem, sen iyilikten vazgeçersen, iyi insanlar kalmadı deme hakkımız olabilir mi? Nasıl çoğalır bu “iyi” insanlar?
3. Zihinsel Hijyen:Her gün maruz kaldığımız nefret dilinden ve umutsuzluktan zihnini arındır. İyi kitaplara, derin düşüncelere sığın.
Elbette gerçekleri yok saymalı demiyorum. Özellikle sosyal medyada paylaşımların altında nefret kusan insanlar var. Nefret, nefreti doğurur. Birbirimizi dinleme alışkanlığımız olmadığı için, bu konuda da hassas isen, bir süre sosyal medyadan uzak dur. Umutsuz insanlar yerine sana ilham olan insanları takip et. Duyarsızlık değil kast ettiğim. Faydalı işler yapan, doğaya, insanlığa katkı sağlayan insanlar seni de motive eder. Yalnız olmadığını , birilerinin mücadeleyi bırakmadığını görmek sana iyi hissettirir. Sana iyi gelen kitaplar oku. Bu konuda kitap kulüplerine katılabilirsin. Genellikle okuyan, sorgulayan insanlar sana yeni düşünce kapıları aralar. İnsanın kendisini iyi hissettiren video içerikleri izle. Bu alanda çalışan çok güzel psikologlar, felsefeciler ve içerik üreticiler var. Artık bu konularda erişim daha kolay. Bunları rutin haline getirebilirsin.
4. Gerçeklikle Bağını Koparmamak: Olanı olduğu gibi gör. Ne aşırı iyimserlikte kaybol ne de tamamen karanlığa gömül. Rasyonel kal.
Bazılarımız olaylar karşısında rasyonel düşünmek yerine kişiselleştirmeye daha odaklı. Oysa, olaylara dış gözlemci olarak bakma alışkanlığı geliştirmek, bize akıllı düşünmek ve doğru hareket etmek konusunda yardımcı olur. Eğer bir konuda, olayda veya durumda kendini gözlemlediğinde bedeninde yanma, uyuşma, nefes alıp vermede değişiklikler fark ediyorsan, dur. Burada nefes ezgersizleri yap ve önce sakinleş.
Sonra kendine dön ve de ki: Beni bu olayda rahatsız eden şey ne? Bedenim neden böyle bir tepki verdi? Buradaki görmem gereken şey ne? Bu konuda elimden bir şey gelir mi? Neler mümkün?
Bu şekilde yaklaşmak kurban hissinden çözüm bulan kişi hissine geçirir. Nasıl ki kaslarımız sporla gelişiyorsa, bu alıştırmalar da zihnimizin rasyonel düşünmesi konusunda zamanla geliştirebilir. Yapamam deme. Herkes, her şeyi, inan ki yapabilir. Sadece dene, deneyimle ve ilerle.
5. Dayanışmayı Yaşatmak: İnsan, insanın kurdu değil, yurdudur. Yanındakine güvenmeyi seçmek, bu çağdaki en büyük direniştir.
Hepimiz, özellikle pandemi dönemiyle birlikte, yalnızlık konforu diyerek kendimizle kalmaya alıştık. Ama insan sosyal bir varlıktır ve bir diğeriyle anlam bulur. Beraber daha güçlü hisseder. Sürekli tetikte, birileri bana zarar verecek endişesi, belki de başkasının zarar vermesinden çok daha fazla zarar verecek. Karışık bir cümle gibi oldu ama aslında anlatmak istediğim, sürekli tetikte olma hali, hayatı yaşamayı, paylaşmayı ve insan olmayı unutturan bir eylem. Onun yerine güvenmeyi, yanılmayı göze alarak deneyimlemeyi, hayatımıza devam etmeyi seçebiliriz. Elbette önlem alma demek değildir bu. Sadece alan açmak, biraz da insan olmanın kendisine tutunmaktır.
Bizler, her şeyden önce, bu gezegende ortak bir alanda yaşamaya çalışan canlılarız. Her zaman mükemmel hayatlarımız olmayabilir. Ama bu insan olarak kalmayı seçmeyeceğimiz anlamına gelmez. Kolay diye bir iddiam yok. Olamaz da zaten. Lakin bugün olan birçok şeyden şikayet ederken, çözüm için çaba harcayan tarafta olmazsak, bizlerin şikayet etme hakkı olmamalı diye düşünüyorum. Bir başkası değil, insan olmak konusunda önce biz, irade göstermeliyiz . Neticede bu dünyadan geçiyoruz. Göçebe hayatlarımızda bizi anlamlı kılan tek şey, insan olarak kalabilme cesaretinde saklıdır belki de.
Türkan Beyaz
Nisan 2026
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi
