Nedir Bu Dil Felsefesi Serisi – J. L. Austin

Nedir Bu Dil Felsefesi Serisi – J. L. Austin

Dil felsefesi serimde, dilin sınırlarını ve anlamın yapısını sorgulayan üç temel ismin düşünce zeminini oluşturduğumu düşünüyorum. Elbette bu alanda yazılan çok fazla makale, bilimsel ve akademik çalışma var lakin ben daha güncel olarak herkesin anlayacağı şekilde nasıl anlatabilirim diye çıktığım bu yolda, umarım anlaşılır şekilde yazabilmişimdir. Çünkü, bu alanda derinleşmek önemli olsa da , genel okurun da en azından bu alanda bilgisinin olması, belki de ileride kendi araştırmaları için ilham olur, ne dersiniz? Ben merakı kaşımayı severim çünkü

insanlar merak ettiğini araştırır ve öğrenir. Bağlantılar kurar. Bütüncül bakabilir. Farklı bir pencereden de gözlemleme şansı olur. Tabi dediğim gibi bu benim kişisel yorumum. Şimdiye kadar olan bölümlerle ilgili bir toparlayıcı girizgah yapmak istiyorum. Çünkü, köşe yazıları, sıralı bir kitap gibi değil. Haftadan haftaya değişen konular ve gündem araya girdiğinde, bazen geriye dönük de okuma yapma alışkanlığımız yoksa, yeni yazılanların bağlantısını anlamak güç olabiliyor. Amacım okura bu bağlantıları kurmasında bir nevi navigasyon gibi yol haritası sunmak.

Wittgenstein ile dilin kavramsal dünyamızın sınırlarını çizdiğini ve anlamın dildeki kullanım biçiminde (life-form) yattığını gördük. Bu, dilin sadece mantıksal bir resim değil, aynı zamanda toplumsal bir pratik olduğunu gösteren devrimci bir adımdı.

Ardından, Quine’ın holistik (bütüncül) yaklaşımıyla, dilsel ifadelerin doğruluğunun ve anlamının tek başına değil, tüm inançlar ağının bağlamında geçerli olduğunu; böylece analitik-sentetik ayrımının anlamsızlaştığını tartıştık. Quine ile odağımız, dilin epistemolojik saptayıcılığı üzerine kuruluydu.
Son olarak, Chomsky ile dilin öğrenimini davranışçı analizden alıp zihinsel bir yapıya taşıdık. Chomsky, dilin doğuştan gelen evrensel kurallara (Dil Edinim Mekanizması) sahip olduğunu savunarak, dilin biyolojik ve bilişsel doğasına odaklandı.

Bu üç farklı bakış açısı—anlamın kullanımda oluşması (Wittgenstein), bilginin bütüncül bir sistemde doğrulanması (Quine) ve dilin zihinsel bir donanım olması (Chomsky) — bizi dilin temel işlevine dair yeni bir soru sormaya itmiş oluyor: Dil sadece dünyayı betimler mi, yoksa eylem mi gerçekleştirir?
Bu sorunun cevabı için, Austin’e geçiyor ve dilin doğruluk değerinden çıkıp eylem gücüne odaklandığı Söz Edimleri Kuramı ile yepyeni bir alana adım atıyoruz. Artık dilin ne olduğu değil, ne yaptığı felsefemizin merkezinde yer alacak.

20. yüzyılın en etkili dil felsefecilerinden biri olan Austin, Oxford Üniversitesi’nde profesörlük yapmış ve “Gündelik Dil Felsefesi” ekolünün temelini atmıştır. J. L. Austin’in söz edimleri kuramını en kapsamlı şekilde ortaya koyan ve bugün dünya çapında bir klasik kabul edilen eseri,”How to Do Things with Words””Söylemek ve Yapmak” adıyla Türkçeye çevrilmiştir.

Aslında bu eser teknik olarak bir “makale” değil, Austin’in 1955 yılında Harvard Üniversitesi’nde verdiği William James Konferansları’nın notlarından derlenmiş bir kitaptır. Austin 1960 yılında genç yaşta vefat edince, bu notlar derlenerek 1962 yılında kitaplaştırılmıştır.

Austin’in teorisinin temel tezi, “bir şey söylemenin bir şey yapmak olduğu” önermesinden hareket eder.
Austin, dilin görevlerinin eskiden beri sanıldığı gibi betimleyici ve gözlemleyip saptayıcı bir çerçeveye sıkıştırılamayacağını belirtir. Bu kısıtlamaya düşmeye “betimleme yanıltısı (descriptive fallacy)” adını vermiştir.

Mantıkçı Pozitivistlerin dildeki temel cümle tipinin bildirimsel olduğu, dil kullanımının esas amacının durumu tanımlamak olduğu ve anlamın doğru/yanlış olup olmamakla tanımlanabileceği yönündeki varsayımlarına karşı çıkmıştır. Gündelik dilciler, dile artık doğruluk-yanlışlık karşıtlığı içinde bakmazlar; dili, günlük etkinliklerin bir parçası olarak görürler ve bir edim alanı içinde ele alırlar.
Bunlar yani yazdıklarım Austin’in makale özetinden alıntılardır. Şimdi biraz daha basit ve sade nasıl anlamalıyız ona bakalım.

Eskiden felsefeciler dilin sadece dünyayı tarif etmeye yaradığını sanırlardı. Örneğin; “Hava güneşli” derseniz, bu cümle ya doğrudur ya da yanlıştır. Austin ise buna itiraz etti: “Bazı cümleler vardır ki, onları söylediğiniz anda bir iş yapmış olursunuz.”

Bunu anlamak için şu iki örneği kıyaslayalım:
“Bardak masanın üstünde.” (Bu sadece bir bilgi verir. Doğru veya yanlıştır.)
“Sana söz veriyorum, yarın geleceğim.” (Bu cümleyle sadece bilgi vermezsiniz, bir “söz verme” eylemi gerçekleştirirsiniz. Bu cümlenin doğrusu yanlışı olmaz; sadece sözünüzü tutup tutmadığınız olur.)
Austin’e göre ağzımızdan bir laf çıktığında aslında aynı anda üç farklı şey gerçekleşir. Bir örnek üzerinden gidelim: Diyelim ki arkadaşınız koşuyor ve siz ona “koşma düşeceksin” dediniz.

Düzsöz (Sözün kendisi): Ağzınızdan çıkan kelimeler ve bu kelimelerin sözlük anlamı. (Yani “koşmak” ve “düşmek” kelimelerini gramere uygun şekilde birleştirmek.)

Edimsöz (Sözün amacı): Bu cümleyi kurarkenki niyetiniz. (Buradaki amacınız bilgi vermek değil, arkadaşınızı uyarmaktır.)

Etkisöz (Sözün sonucu): Karşı tarafın verdiği tepki. (Arkadaşınızın biranda yavaşlamadı ya da dikkatli ilerlemesi.
İşte Austin burada cümlenin üç boyutu olduğuna dikkat çeker. Yani tek betimleme olarak düşünemeyiz.
Gelelim bir diğer konuya, Austin şundan da bahseder; bir sözle bir eylem yapmak istiyorsanız, bazı şartların yerine gelmesi gerekir. Yoksa o söz “boşa” gider.
Yetki: Arkadaşınızla şakalaşırken ona “Seni karı-koca ilan ediyorum” derseniz evlenmiş olmazsınız. Çünkü bunu söyleyen kişinin nikah memuru olması gerekir.

Ciddiyet/Niyet: Hiç niyetiniz yokken “Sana borç vereceğim” derseniz, söz edimi sakatlanmış olur. Austin buna “samimiyetsizlik” der.

Doğru Ortam: Bir gemiye isim vermek için şişeyi geminin gövdesinde patlatırken “Adın Queen Elizabeth olsun” demelisiniz. Evde banyoda ördeğinize bunu derseniz, resmi bir ad verme töreni yapmış sayılmazsınız.
Austin bize şunu öğretmiş oluyor; Dil bir alet çantası gibidir. Bazen bir tornavida gibi bir şeyi tamir eder (bilgi verir), bazen bir çekiç gibi bir şeyi inşa eder (söz verir, evlendirir, yasak koyar).
Birine “Seni affediyorum” dediğinizde, sadece bir cümle kurmazsınız; o kişiyle olan ilişkinizdeki bir düğümü çözersiniz. Yani; söylemek, yapmaktır.

En güncel örnek aslında her an başında olduğumuz sosyal medyadır ve şöyle bakabiliriz :Sosyal medyada “Gönder” (Post) tuşuna bastığımız her an, sadece harf dizileri paylaşmıyoruz; birilerini kızdırıyor, birileriyle bağ kuruyor, birilerine söz veriyor veya birilerini hayatımızdan çıkarıyoruz.
Bir influencer’ın şöyle bir paylaşım yaptığını düşünün: “Bu postu beğenen ve 3 arkadaşını etiketleyen bir kişiye telefon hediye ediyorum.” olsun.

Bu cümle Austin’in “Söz Verme” dediği edime girer. Influencer burada bir gelecek vaadinde bulunur.
Eğer influencer’ın aslında böyle bir telefonu yoksa veya kazananı rastgele seçmiyorsa, Austin’e göre bu “isabetsiz” (boş) bir söz edimidir. Yani eylem “sakat” doğmuştur çünkü niyet samimi değildir.
Ya da cümlenin üç boyutu kısmını da şöyle düşünebiliriz.

Sosyal medyada birine “Seni takibi bırakıyorum” diye yorum yazdığınızı veya o butona bastığınızı düşünün. Cümlenin dil bilgisi yapısı düzsöz kısmına girer. Bu sadece bir bilgi değildir; aradaki dijital bağı koparma eylemidir. Bir arkadaşlığı sonlandırma veya protesto etme “edimi”dir. Bu da eylem kısmını oluşturur. Karşı tarafın üzülmesi, sinirlenmesi veya takipçi sayısının düşmesi. Bu da etkisöz dediği sonuç kısmını oluşturur.
Austin’in anlatmak istediği sanırım biraz daha zihninizde canlanmıştır. Ve umarım bu dil felsefesi serisini sevmişsinizdir. Bu sefer size de bir yazı alanı açmak istiyorum.

Bu örneklerden yola çıkarak, kendi kullandığınız bir platformdaki (X, Instagram, LinkedIn vb.) belirli bir etkileşimi Austin’in gözüyle değerlendirseniz, sizin yorumunuz ne olurdu?
Bana turkanbyz instgram adresimden ya da turkanbeyaz10@hotmail.com mail adresi üzerinden fikirlerinizi paylaşırsanız bir dahaki yazımda bunları da paylaşmaktan mutluluk duyarım.
Türkan Beyaz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Biri Olmak

Uzun zamandır üzerine düşündüğüm şeyler var. Bunlardan biri de “biri olmak” kavramı. Hepimizin hayatın içinde …