“Gece” yüzünde bir maske gibiydi,
Belli ki çehreni saklıyordun…
Her ayrılıkta,
Gözyaşı izi vardır…
Sokak lambası -sarı, titrek, bir şüpheli gibi- duvara yaslandı.
Kaldırım taşları sessizdi,
Belki de her taşın altında bir ayrılık cinayetinin izi saklıdır.
Sen kaçtın,
Hicran peşine düştü…
Kalbin kalbimde kalp izi bıraktı,
Geride bıraktığın gölgeler mürekkep gibi yayıldı odama.
Dosyalar açıldı bir bir,
Her sayfa bir sorgu odası her cümle bir delil torbası.
Kapı gıcırtısı…
Uzak bir köpeğin havlaması…
Bir apartman boşluğunda yankılanan adımlar…
Polisler gelmedi.
Çünkü ayrılık, en iyi dedektiftir.
Bir kahve fincanı kırıldı masada ve ben hâlâ kırık camın buzlu yüzeyinde…
Senin silüetini arıyorum gölgelerle oynaşan bir suçlu gibi.
Rüzgâr polis sireni gibi uğuldadı.
Sessizlik delil torbasını sardı ve ben fark ettim:
Ayrılık ne acımasız bir cinayet…
Ama zanlısı zaman mı, kader mi, yoksa biz mi?
Belli ki suç mahalli kalbimiz…
Katili aramayın,
Şayet öldüyse aşkımız otopsi istemiyoruz…
Aynalar yeter!..
Hiçbir ayrılık kusursuz değildir.
İnsan en çok da gelmeyeceğini bildiği birini bekler.
İtiraf ediyorum, bir kalbi ikiye böldük.
Ayrılık kanadı saatlerce,
Biz kışkırttık ayrılığı,
Kalp yaralama ve aşkı öldürmeye teşebbüs var.
Komiserim: “Kelepçeleyin bizi birbirimize de bir daha ayrılmayalım…”
Şenol Tombaş
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi



