Bazı isimleri yazmak istediğiniz de kalem hafifler. Mürekkep dile gelir. Kâğıt sabırsızlanır. Cümleler vuslata ermeyi bekler. İşte Mehmet Akif’i yazmakta böyledir. Yazılacaklar ne kadar ağır, söylenecekler ne denli kıymetliyse, kalemi tutan elin yükü o denli büyük, işi minhalde o kadar zordur.
1873 yılının Aralık ayı Mehmet Akif İstanbul’un Fatih ilçesinde doğmuş. Ne takdirdir ki yine bir Aralık ayında vefat etmiştir. Zemheride doğan, zemheriyle batan bir güneş. Ancak ne güneş ki batışı madde âleminde olup, şiirleriyle, yazılarıyla ve örnek hayatıyla hala parıldayan ve gerçek bir aydın olarak asrı aşan bir aydınlatmaya sahip bir güneş. Mehmet Âkif sadece bir yazar değil, sadece edebiyatla alâkadar değildir. Mehmet Akif esasında sayısal ağırlıklı veterinerlik fakültesi mezunu olmasına rağmen Türk dilinin inceliklerine hakim olmasının yanı sıra Arapça, Farsça ve Fransızca’yı tercümelerini yapabilecek kadar iyi öğrenmiştir. İlim derken yalnız fenni ve edebi, lisanî ilimler değil, dini ilimlerle de meşgul olmuş; Yüce Kur’an-ı Kerim’i hıfzetmiştir. Ve Kur’an tercümesi üzerinde de çalışmıştır. Bu nasıl bir gayret, nasıl bir yetenek, nasıl bir hassasiyettir ki kendisini meşgul eden şeyler çok yönlü olsun. Bu meşguliyetlerinden biri de spordur ki, yürür, güreşir, ata biner, gülle atar, yüzer. Üstelik sıradan bir yüzme değil İstanbul Boğaz’ını yüzerek geçer. Sıradan bir yürüme değil, Fatih’ten Halkalı’ya yürür.
Fatih’de doğmuştur. Fatih de yaşamıştır. Ben de Fatih Camii şiiri ile başlayayım ki; bu dizeler şahittir ki inancını namazıyla nişanlamıştır. İşte ruh aleminin yankısı; “Kıyam etmiş de, yükselmiş de bir timsâl-i nûr olmuş” Çeşitli vazifelerinin, seyahatlerinin hep bir manası bulunur. Nihayetinde bu koca şair büyük ideal sahibi bir fikir adamıdır. Bir Âsım oluşsun ister. Hürriyet olsun ister. İstiklal olsun ister. “Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.” der. Yalnız masa başında yazmak değildir gayesi, milletiyle ağlar, der ya hani; “Geçerken ağladım geçtim, dururken ağladım durdum.” Milletine söyler, sözleriyle milli mücadeleye destek verir. “Yurdunu Allah’a bırak çık yola:《Cenge!》deyip çek ki vatan kurtula. Böyle müyesser mi gazâ her kula? Haydi levend asker, uğurlar ola.” Savaşın bir cephesindedir hep. Kalemiyle yönlendirir, harekete geçirir, coşku verir cenk şarkısında. Destek olur askerine, asker olma sevdalısına. “Durma git evladım, açıktır yolun…Cenge sıvansın o bükülmez kolun; Süngünü tak, ön safa geçmiş bulun.Uğrun açık olsun. Uğurlar ola.” Derdi vardır. Vatanı, bayrağı, istiklâli, istikbali düşünür. Milletinin halini dert edinir; “《Ne yapsam, neyle kurtarsam şu yatmış inleyen halkı?》der.
Çok sıkıntı çeker ancak en büyük sıkıntısı dinî, millî ve vatanidir. Derdi bu vatanı düşmana çiğnetmemektir. “Düşmana çiğnetme bu toprakları; Haydi kılıçtan geçir alçakları! Leş gibi yatsın kara bayrakları! Kahraman evladım, uğurlar ola.” Böyle uğurlamak ister vatan evladını ve ordusuna eksik etmez duasını. Gücünü imanından alır. Gücünü Rabbinin büyüklüğüne olan inancından alır.”Amin! desin hep birden yiğitler,《Allahu ekber!》 gökten şehidler.Amin! Amin! Allahu ekber!” Bilir vatanının değerini, vefalıdır ecdadına, unutmaz bu vatan için şehit erlerini. “Bastığın yerleri 《toprak》 diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.Sen şehid oğlusun, incitme yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”Ve emeli bellidir ki bu ülkenin ezânını düşünür, namusunu düşünür. Der ya hani; “Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli: Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli; Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli” Ve dileği bellidir ki “Bir dileğim var, ölürüm isterim: Yurduma tek düşman ayak basmasın.”Milletine güvenir de, Ümitlidir.”Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.”İşte böyledir Mehmet Âkif. İşte böyledir büyük şâir. Hisseder. Tıpkı kendinin de dediği gibi “Kişi hissettiği nispette yaşar.”
Hayatıyla yazdıkları böyle bire bir örtüşen bir şair daha var mıdır bilmem? Nitekim O, özü sözü bir olan, verdiği ve kendisine verilen söze son derece sadakatlidir. “Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mâzur görülebilir.” demiştir. Ne demişse aynıyla yazmış ne yazmışsa aynıyla yapmıştır bu cümleyi söyleyen dilin hakkaniyetiyle. Tefsirleri, vaazları, makaleleri, tercümeleri, mektupları, şiirleri… Hassasiyetlerini, inançlarını, değerlerini tanımak istiyorsak eserlerini okumalıyız. Şahsiyetini ve örnek ahlakını anlamak istiyorsak eserlerine bakmalıyız. Diyor ya zaten; “ Bana sor sevgili kàri, sana ben söyleyeyim, Ne hüviyette şu karşında duran eş’arım:” Çünkü o eserler karşımıza azimli, vefalı, çalışkan bir Türk; cesur, mert, metanet sahibi bir insan, çetin bir dost, cehalete, taasuba düşman bir alim, irfan sahibi okumak, okutmak ve yazmakla hayat bulan bir edip çıkartır. Dedim ya çalışkandır, 《Alınlar Terlemeli》 der şiirinde. “Bu hürriyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister: Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.”
Kimi kan döker savaş cephelerinde, kimi ter döker başka başka cephelerde. İlim de, fen de, edebiyat da, tarih de değil midir ki birer cephe. Haklıdır ter dökmek lazımdır bin gayretle. Dedim ya cesurdur “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım.” Der istiklal marşında. Dedim ya metanetlidir; 《Yeis yok.》der. “Birleşmesi kàbil mi ya tevhîd ile ye’sin? Hâşâ! Bunun imkânı yok, elbette bilirsin.”Azmeder sonra tevekkül eder ki; “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol…Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” Esas yolun sahibine dayanmasını bilmiş. Dedim ya ar sahibidir, utanma sahibidir. Hayâ duygusunu önde tutar.”Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren? Bırak tahsili, evlâdım, sen ilkin hayâ öğren!”
İşte O eserler ki temiz ahlakını da, vatan sevgisini de, milli mücadele ruhunu da ispat eder. Değil midir milletin İstiklal Marşının şairi. Ve beş kuruş kabul etmeksizin, kitabına almadan; “O’nu millete hediye ettim. Artık O, milletindir.” diyen. O okur, okumayla hislenir. Der ki; “Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa” Hislenir hislendirir. Uyandırır kim varsa; “Baksana kim boynu bükük ağlayan? Hakk-ı hayâtın senin ey müslüman! Kurtar o biçareyi Allah için, Artık ölüm uykularından uyan!”
Mehmet Akif’in şiirleri görüyoruz ki bizi hissiyatının esiri yapıyor, bizim ruhumuzu anlatımının kuvvetiyle sarıyor. Aruz ile yazanların en büyüğü. Sanatkârane bir edebi üslup, her mısrada her beyitte kıta da hayranlığı celb edecek bir muvaffakiyet görülmektedir. İnsanın şöyle diyesi geliyor. Bir insan nasıl oluyor da hem şair hem yazar, hem hafız hem baytar, hem lisan bilir hem musikiyle ilgileniyor olabilir? Demek ki yine Onun dile getirdiği gibi, “Diyorlar: 《Ömrü insânın yetişmez kesb-i irfâna…》Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakimâne. Muhakkaktır ya insanlar için bir gàye-i âmâl; Edenler ömrünün sa’âtini hakkıyle isti’mâl,” Bizlerin de böyle bir hayat portresi çizmesi ümidiyle büyük şair Mehmet Âkif’i rahmetle anıyorum.
Özlem Korkmaz
Fot: Özlem Korkmaz
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

