Kapitalizmin Çocukluk Üzerindeki Gölgesi

Edebiyat, felsefe, sosyoloji gibi alanlarla uğraşanların sadece düşünce bazında fikir üretmesinden başka, bence farkındalık yaratmak konusunda da dikkat çekici cümleler kurması, güncel hayatın içinde olana da dikkat çekmesi önemlidir diye düşünüyorum. Neticede içinde bulunduğumuz sistemden ayrı birer varlık değiliz hiçbirimiz. Elbette bir gazeteci değiliz lakin güncelin içinde olanlara gözümüzü kapatarak ilerlemek, düşüncenin yaşamsal alanlardan koparılmış sadece birer zihin alıştırması gibi var edildiğini gösterir. Tabi benimle aynı düşüncede olmayanlar da olabilir ama ben bu yönde epey kafa yoruyorum. Çünkü hayat, içinde var olduğumuz ve eylemlerimizle düşünceleri de aslında inşa ediyor; çift taraflı bir etkileşim. Yaptığım girizgâhtan sonra dikkat çekmek istediğim asıl konuya geliyorum.

Uzun zamandır çocuk giyim sektörünün dönüşümüne şahit oluyoruz. Bilmiyorum, sizlerin dikkatini çekti mi? Çocuk giysi modası adı altında, çocukluk hâlini yansıtmayan, daha çok küçük kadınların ve küçük adamların oluşturulduğu bir beden algı modası var. Yani çocukların çocuk gibi görünmesi yerine yaşlarından daha ciddi ya da daha çılgın görünmesini hedef alan, moda adı altında ürünlerin satışa sunulduğu bir sistem. Bunun yıllardır sakıncalı yanlarını yakın çevreme anlatmakta bile sorun yaşıyorum. Çünkü algıların, henüz zihinleri tertemiz olan çocuklar üzerinde nasıl da kapitalist yaklaşımların iradesi olarak kullanıldığını görmek, ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor. İşin acı yanı, şu an buna daha büyük bir tehlike eklendi: Kozmetik sektörü.

Çocukların kendi bedenlerini düşünmeden, estetik kaygı gütmeden sadece oynamak, hayal kurmak, koşturmak ve mutlulukla gülümsemek dışında bir şey yapmaması gereken dönemlerinde, kapitalizm şu an hedefe onları da almış durumda. Küçücük kız çocukları için üretilen, “üç yaşından itibaren kullanılır” ibaresi ile satışa sunulan cilt bakım ürünleri, maskeler piyasaya sürülmüş ve bunlar influencerlar tarafından reklam malzemesi hâline getirilmiş durumda. “Kim alır bunları?” demeyin. Geçen gün kozmetik mağazasında sırada olan kız çocuklarının yaşı ne yazık ki 7-8 civarındaydı. O kadar üzücü bir durum ki. Bu, göz ardı edilecek bir durum değildir. Aileler ve toplum gerçekten bu konuda hem ruhsal hem zihinsel olarak gelişip bilmek zorunda.

Konunun göz ardı edilmeyecek durumda olmasının sebebini size biraz rakamsal anlatmak isterim. Bakın, 2023-2028 döneminde 775 milyon dolar küresel çocuk kozmetik rakamları. WiseGuy Reports’a göre 2024 Çocuk Kozmetik Pazarının büyüklüğü 2.397,5 milyon dolar olarak değerlendirilmiş. Bu arada bunlar derin araştırma değil, arama motorlarında sorgulattığınızda herkese açıklanan rakamlar. Arka planda derin analizlerle elde edilen verileri düşünemiyorum bile. Yani bu kadar büyük bir pazarın çocuklarımızın üzerinden ellerini çekeceğini zannediyorsak, hayal kuruyoruz demektir.

Bunun edebiyatla, felsefeyle veya sosyolojiyle alakası nedir derseniz, gerçekten dikkat çekici aslında. Çünkü ruhsal, zihinsel ve toplumsal gelişmenin ilk basamağı, bağımsız ve özgür düşünmektir. Beden ve estetik kaygılardan sıyrılıp eleştirel bir bakış açısıyla hayatı kucaklamak, fikirlere önem vermek, fikirler üzerinden daha iyiyi inşa edebilmek için, varoluşumuzun beden algısından önce, tam aksine, kendimize kattığımız değerlerle olduğunun bilincine varmakla mümkün olur. Peki bunca sektörün çocukların estetik kaygılarına sebep olması, beden algılarını değiştirmesi, “kendisine yatırım” dediklerinin sadece moda endüstrisine bağlı ve kitle modasına göre şekillendirildiği bir ortamda sağlıklı ve düşünen bireylerin yetişmesi nasıl mümkün olur?
Sorunlar, sorunu fark etmekle başlar. Sorun olarak görmezden gelinen her şey, daha büyük sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Şikâyet etmek çözüm değildir. Bilinçlenmek, fark etmek, üzerine düşünüp bununla mücadele etmek yaşamlarımıza katkı sağlar.

Umarım fark edenlerimizin sayısı artar. Çocuklar gelecektir. Hiçbir sektörün, onların hayallerini ellerinden almasına müsaade etmeyin, etmeyelim.
Sevgilerimle
Türkan Beyaz

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kaderimiz Yazılı Olan Mı Yoksa Yazan Kendimiz Mi?

“ Nefes aldığım şehir neden yabancı geliyor?” “Niye doğduğum topraklar beni kabul etmiyor ve ben …