Biri Olmak


Uzun zamandır üzerine düşündüğüm şeyler var. Bunlardan biri de “biri olmak” kavramı. Hepimizin hayatın içinde oluşturduğu birçok kimlik var: Anne babamızın yanında, sevgilimizin ya da eşimizin yanında, dostlarımızın veya iş ortamımızda… Hatta sosyal medyada bile “yakın arkadaşlar” ve “genel kitle” olarak ayırdığımız farklı “biri olma” hallerimiz mevcut.

Esasen kim olduğumuz, tek bir vizörden bakılarak tanımlanabilecek bir şey değil. Hani sosyal medyada mutlaka gözünüze ilişmiştir; “Sen kimsin? Kimin yanında olduğuma bağlı.” diye bir söz vardır. Peki, “gerçek ben” dediğimiz tek bir kimlik olduğuna ve bunun katı sınırlarla ayrılması gerektiğine neden ihtiyaç duyuyoruz? Dostlarımızın yanında yaptığımız şakalara gülerken biz “biz” değil miyiz ya da

iş yerindeki o ciddi halimiz başka birine mi ait?
Aslına bakarsanız hepimiz, her yerdeki “biri olma” hallerimizin toplamıyız. Bunu kavramak neden önemli biliyor musunuz? Çünkü toplum bizi tam da bu noktadan ayrıştırıyor. Örneğin benim sosyal medya hesabıma girseniz; bir yandan vatanını ve Atatürk’ü canı gibi seven, aynı zamanda Kur’an ve Allah kavramlarına hayretle bakan, söz yazarı, köşe yazarı ve felsefeciyle karşılaşırsınız. Öte yandan; aromaterapi faydalarını anlatan, bütüncül şifa tarifleri veren, beslenmeden kimyasal deterjan kullanım zararlarına kadar her şeyi paylaşan bir sayfa çıkar önünüze. Bu size ilk başta karmaşık gelebilir ama hayatın kendisi zaten bu değil mi? Yani tüm bunlar benim karmaşık biri olduğumu değil de, hayatın içinde olduğum haliyle var olmak hali değil mi?

Hepimiz hayatın içinde her şeyle ilgilenmiyor muyuz? Çocuk bakımı, ev işleri, kariyerimiz, ideolojilerimiz, siyasi tutumlarımız… Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta şu: “İnançlı bir insan Atatürk’ü sevmez” ya da “Allah inancı olan birinin felsefeyle ne işi olur?” veya “Şarkı yazan biri nasıl namaz kılar?” gibi kalıplar… Kendimden örnek verme sebebim, bu tür eleştirilere çokça maruz kalmamdır. Ancak bu durum ne düşüncelerimden ne de seçtiğim inancımdan beni vazgeçirebilir. Asıl konu ben değilim yani.

Niyetim şunu ifade etmek: Bu kalıp yargıları zihinlerimizde şekillendiren nedir? Bugün bir paylaşım gördüm; “Deist ya da ateist birinin hırsızlık veya taciz haberini göremezsiniz, bunların hepsi İslamcılardan çıkıyor.” yazmış biri. Altına da bir başkası, “Onlarda tövbe kavramı var, ondandır.” diye eklemiş. Felsefede buna safsata denir. Bir argümanı alıp kalıplaştırır ve sanki mutlak doğruymuş gibi ortaya atarsınız. Eğer insanlar rasyonel değil de duygusal tepkiler veriyorsa, bu tür iddialar yüzlerce destekçi bulabilir.
Halbuki gerçek şudur: Böyle bir iddiayı ortaya attığınızda, İslam inancına sahip olup dürüst ve ahlaklı yaşayan herkesi zan altında bırakmış olursunuz. Bu yapılan en büyük hatadır. Tıpkı interneti insanlığa fayda için kullananların yanında dolandırıcılık için kullananların da olması gibi… Şimdi, “İnternet kullanan herkes dolandırıcıdır” demek mantıklı bir argüman mıdır?

Kötülük bireylerin şahsi seçimidir. Siz bu kötülüğü bir topluluğa mal ettiğinizde; yalanın kendisini değil, o topluluğu hedef göstermiş olursunuz. Bu da çözüm yerine kaos getirir; çünkü suçluyu değil, topluluğun içindeki masumları cezalandırmış olursunuz.
Konunun başına dönersek; bir insanın “biri olma” hali de tam olarak böyledir. Eğer “Atatürk’ü seven dine inanmaz” derseniz, bu bir safsatadan ibaret kalır. Bu yaklaşım zamanla, “İnançlıysan Cumhuriyet’in kurucusunu sevemezsin” diyen baskıcı bir otorite düşüncesine dönüşür. Bizi ayrıştıran asıl şey bu düşünce biçimidir. Sistem bizleri “biri olmak” kalıbına hapsedip kendi yargı paketlerine sığdırmayı başarırsa, düşünce esnekliğimizi kaybederiz. Birbirimize tahammül edemez hale geliriz. Çünkü bir insanın aynı anda birkaç farklı kimliğe sahip olabileceğine inanmaz, içimizdeki o sistemin sesiyle “Yalan söylüyordur” deriz.
Umarım anlatmak istediğimi bir nebze de olsa yansıtabilmişimdir. Her ne kadar tek tip insana dönüştürülmek istensek de hepimiz düşüncelerimiz, duygularımız ve inançlarımızla bu gezegende varız. Ve hiçbirimiz tek bir “tip”ten ibaret değiliz.
Türkan Beyaz
Ocak,2026

Bu yazıyı okudunuz mu?

Nedir Bu Dil Felsefesi Serisi – J. L. Austin

Nedir Bu Dil Felsefesi Serisi – J. L. Austin Dil felsefesi serimde, dilin sınırlarını ve …