Koştur koştur şiirlerimizin ne anlattığı, neyi çağrıştırdığı, ne için yazıldığı, duygularımızın içine ne kadar yer bulduğu gibi söylemlerimize geçmeden önce yazarımız Ümit Tükenmez ve O Anki Duygular kitabı ile ilgili biraz konuşalım:
Yaşam hikayesini şiirlerle anlatması, minimal öykü tadında şiirin tadını damakta bırakması, aşkın hasretle ,arayışla ve son noktada ilahi aşkla son bulacağını, masum aşkların koşullu aşklara yalan ve dolanlarla önemini kaybettiğini, gidenlerin derin izler bıraktığını, hayatını idame ettirirken güven unsurunu kaybettiğini bunların artık son bulmasını istediğini anlatıyor. Emeğin gücünü küçük yaşlarda keşfeden, gelenek görenek ve aile unsurlarına bağlı kimlik taşırken bunlardan ders çıkararak anılarını da yan cebine koyarak güzel günlere yolculuğunu sürdürüyor. Az sözle çok şey anlatıyor.
Kişiliği, dostluğu hayatta dik duruşu, kendine her açıdan verdiği önem noktasında ve çevresine duyarlı kişiliği ile benim de değerli yazar dostlarım arasındadır.
Şiirlerinde, hasret, aşk, ayrılık, aile…temaları yoğun işlenmiş. Yazarımız aşkı ararken bulamadığı için değil mükemmelini ardığı için sürekli yollarda. İlahi aşkın ona rehber olduğuna inanan yazarımız anılarını sırtına alıp yeni yeni aşklara yelken açacak gibi gözüküyor. Yolu ve bahtı açık olsun sevgili yazarımızın.
Şiir incelemesine geçmeden önce kitabından etkisinde kaldığım bir kaç bölüm paylaşmak isterim:
“…
Buz gibi soğuk su diye bağırarak
Bir kaç kuruş para kazanarak”
“Sen kendini buldun benim sayemde
Bense aşkzade oldum senin sayende”
“…
Yaz; hiçbir şey hatırlatmasın bana
Ne sevgilinin ölüm haberini aldığımı
Ne de sevgiliyi ebediyete uğurladığımı.”
“Ne bir çakmak ne bir saat ne de bir kol düğmesi
Babamdan bana kalan tek yadiğar, namaz takkesi”
ŞİİR İNCELEMESİ:
Sekiz Yüz Doksan Sekiz ( sayfa 62)
Hiç aklıma gelir miydi?
Sekiz yüz doksan sekiz sayısının
Rüyalarıma girip kabus olacağı,
Uykularımı kaçıracağı.
Her gördüğümde bağrımı yaralayacağı,
İçimde acı bir şekilde kanayacağı,
Çocukluk,gençlik anılarımı;
Gözlerimin önünde canlandıracağı,
Beni durup dururken ağlatacağı
Hiç aklıma gelir miydi?
Bilinç akışı yöntemi ile kendisiyle dertleşiyor. Duruma şaşırıyor. Yaşamak istemediği anlar beynini sürekli meşgul ediyor. Derin duygu geçişleri yaşıyor. “Rüyalarıma girip kabus olacağı” duygusu süregelen, onun hayatını etkileyen, acının sürekli yüreğinde olduğunu anlatıyor. Yine ananelere bağlılık baskın olarak işlenmiş. Babanın aile büyüğü çınarı olduğunu, onun gidişi ile hiç bir şeyin aynı kalmadığını yerini onulmaz yaralara bıraktığını anlatmak istiyor. Bazen bir söz, bir sayı hayatımızı güzelleştirirken bazen de bizi olumsuz etkiler. Gidenlerle beraber çocukluğumuzdan da bir sayfa kopar. Biz eskisi gibi olamayız ama geçmişinizi o anki duygularla yaşamak isteriz.
Çocukluk travmalarımız gelecek hayatımızda onarılması güç sonuçlar doğurabilir. Oysa yazarımız yaşadığı duygularla okuyucuyu da düşünceye sürükleyerek ne güzel anlatmış değil mi? “ kaçıracağı, yaralayacağı, canlandıracağı, ağlatacağı” söylemleriyle zaten durumunun farkında. Acılarla yüzleşirken bile geçmişe olan özlemi buram buram yanı başında onu seyrediyor. Beklemediği sonlara olan haykırışını soru cümleleriyle pekiştiriyor. Duygu akışı yavaş yavaş kıyıya vuran dalgalar gibi. İçinde gel-gitler yaşasa da dingin kıyıya ulaşıyor. “Durup dururken ağlamak” hatırlamak ve geçmişi düşünüp üzüldüğünü söylemek istiyor. Aslında geçmişi ile istese de istemese de yüzleşmiş oluyor. İnsan hayatında iniş çıkışların kendi istemi dışında gelişebileceğini de son satırda sorguluyor. “Hiç aklıma gelir miydi?” söylemi de acı olaylar ile bu gün yaşadığı duygular arasında bağ kuruyor.
Yarım kalan birçok şeyi anlatıyor bana.
Sekiz Yüz doksan Sekiz sayısı,
Her şeyin bir yerde bittiğini.
Bu dünyanın yalan olduğunu,
İlk kez sevdiğim birinden ayrılmayı;
Alınyazısını anlatıyor bana,
Sekiz Yüz Doksan Sekiz sayısı.
Rahmetli babamın, mezar numarası.
Genç yaşta babanın kaybıyla evlatlıktan çıkıp ailenin baba misyonunu yüklenerek ağır sorumluluklar taşımak. Baba varken her zaman çocuk olan yanının mutluluk tabloları çizerken, kayıpla beraber mezar numarası sadece bir numara değil, bir yaşanmışlığında geride kaldığını anlatıyor. Dede- torun şakaları, aile kahkahaları, bayram sabahı harçlıkları, babanın terlikleri, oturduğu koltuk her şey yarım kalıyor. Yazarımızda o numara geçmişin hikayesini ve gelecek günlerde olan kayıpları düşündürüyor. İlk kez sevdiği birinden, sırttını dayadığı dağı, babasını kaybetmenin travmatik boyutu ayrı, kendi hayatında da” ben” kimliği yerine “biz” kimliği ile düşünmek zorunda olduğunun baskısını hissediyor dile getirmek istemese de.
Alınyazısı, kişinin başına gelmesi pek önceden Tanrı kararı olarak alnına yazılmış olduğuna inanılan bütün hallerdir. Yazarımızda o inanışla yola çıkıyor ve “İstemesem de bu başıma geldi”demek istiyor,”Alınyazısını anlatıyor bana.” cümlesiyle. Üzerine çok kafa yorulmuş ve kabullenişe geçilmiş yazarımız tarafından. Aslında perde arkasında sürekli ağlayan bir genç, bir çocuk var. Kalıbı ne kadar adam da olsa geçmişi buram buram hisseden. Aslında yazarımızda keşfedilmeyi bekleyen gizli bir gizem var. Oraya ulaşanlar sanırım aşkını bulmuş olacaklar.
Burada Sekiz Yüz Doksan Sekiz sayısı mezar numarasından öte yazarın yaşam öyküsünün kırılma noktasıdır. Babasının inanışlarını yaşatmaya ilkeli olan, aileyi damar gören, bugün unuttuğumuz değerleri bize hatırlatan, hayatına kattığı aşklara ilahi aşk gücünde sarılan, aşkı arayan şairimize yazarlık ve özel hayatında hafızasında güzel olayları yaşatacağı numaraları rüyasında görmesi istemiyle sevgiyle ve dostça kalın. Ocak 2026
Gülten Özgül
Şair -Yazar
Halk Edebiyatı Dergisi İnternet Sitesi

