2026 ,Yeniyıl

Herkesin yeni yılını kutlayarak başlamak istiyorum bugünkü yazıma. Elbette bu sene biraz daha buruk başladık; çünkü ülkemizden gelen şehit haberleri, kendi adıma söyleyeyim, beni çok sarstı. 21. yüzyılın ortasında barışın, adaletin, huzurun ve sükunetin yer bulması gerekirken; insanların kendi ideolojileri uğruna bir başkasının yaşam hakkını elinden almasını kabul edilebilir görmüyorum.

Düşünsenize; bir inanca sahipsiniz ve o inanca sahip olmayanları sırf siz öyle istediğiniz için öldürme hakkını kendinizde buluyorsunuz. Ne kadar acınası bir durum… İnsanlar durup düşünmüyor bile: Eğer bir Yaratıcı varsa ve ona inanmam gerekiyorsa, bireysel olarak inancımdan kendim sorumluysam; Allah’ın “öldürmeyiniz” dediği ayetler olmasına rağmen, ne hakla bu insanların canını alıyor ve bunu inandıkları din adına yapıyorlar?

Ben Müslüman biri olarak Kur’an-ı Kerim’i yıllardır okuyorum. Her ayetin hem zahiri anlamını hem de iletmek istediği mesajı bugünle kıyaslıyor, tarihsel bağlamıyla değerlendiriyorum. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim’in zaman üstü bir kitap olduğuna inanan bir insanım. Bu kadar açık ve seçik bir şekilde “Öldürmeyiniz, yaşatınız, İslam’a davet ediniz, sevdiriniz” diyen bir kitap varken; bir başkasının canını alanlar, bunu sadece kendi otoritelerini sağlamak için dini alet ederek yapıyorlar. Geriye ise hayatlarından koparılmış insanlar; babasından veya annesinden ayrılmış çocuklar, eşler, evlatlar ve akrabalar kalıyor… Kocaman bir acı kalıyor. Önce haber yapılıyor, törenler düzenleniyor ve sonra herkes gündelik hayatına devam ediyor. Bu kadar kolay olmamalı. Biz ne zaman acıyı bu kadar çabuk görmezden gelmeyi öğrendik? Hayata ne ara bu kadar hızlı adapte olabiliyoruz?

Elbette hepimizin bu zor günlerden geçerken umut etmeye ihtiyacı var. Çünkü umut etmediğimizde mücadele etmeyi bırakıyoruz; tıpkı sistemin bizden istediği gibi. Belki bunları bir arada düşünmek çok güç ama yaşam ve ölüm iç içe. Düşmanlarımıza verilecek en büyük cevap; onların tüm düşmanca tutumlarına rağmen yaşama tutunmak, umudu diri tutmak, geleceğe, iyi şeylerin olacağına ve iyi insanların varlığına inanmaktır.
Peki bunu nasıl başaracağız?

Benim de zaman zaman umudumun tükendiği, insanlardan beklentimin kalmadığı, duyarsızlığın arttığını gördükçe hevesimin kırıldığı dönemler oluyor. Sonra durup düşünüyorum; hem inancım gereği ümitsizliğin bir Müslümana yakışmayacağını anımsıyorum hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü kulaklarımda yankılanıyor: “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
Bu topraklar için canını ortaya koyan nice şehitler verdik. Emanet aldığımız bu vatanın; hiçbir siyasi ideolojiye, hiçbir dini istismara, hiçbir otoriteye boyun eğerek teslim edilmeyeceğini birbirimize hatırlatmak zorundayız. Çünkü emanet namustur, sözdür; atalarımızdan kalan en büyük mirastır.

İnancın ne olursa olsun; ateist, deist, Müslüman, Yahudi veya Hristiyan… Etnik kimliğin ne olursa olsun; Türk, Kürt, Çerkez, Muhacir, Dağıstanlı ya da Kazak… Bunların hepsi çoğaltılabilir. Aynı çatı altında, aynı topraklarda birlik olabildiğimiz ve birbirimizin yaşam hakkına saygı duyduğumuz sürece Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında bizi kimse ayıramaz. Lakin; “Benim dinim seninkinden üstün”, “Benim ırkımın ayrıcalıkları var” diyerek ayrışırsak, bir arada güçlü kalmamız mümkün mü? Oysa hepimiz bu topraklarda doğduk, büyüdük, ürettik. Birlikte inşa ettik; düğünlerde birlikte oynayıp cenazelerde birlikte ağladık.

Tarihini bilmeyenler, başkasının yazdığı tarihe inanmak zorunda kalırlar. Öncelikle tarihimizi doğru kaynaklardan, rasyonel bir şekilde öğrenmek ve ona sahip çıkmak zorundayız. Yüzyıllardır bizi bölmek isteyen zihinlere karşı uyanık olmamız, ancak bilgiyle donanmamızla mümkündür.

Duygularım çok karmaşık… Umarım insanlar hâlâ kalplerinin bir köşesinde vicdan, merhamet, onur ve liyakat taşıyorlardır. Umarım bencilce değil, bütüncül bir perspektifle içinde bulunduğumuz koşulları değerlendirebilirler. 2026 yılının bu ilk gününde; bir yanım şehitlerimizin yasını tutarken, diğer yanım bu acıların son bulacağı bir geleceğin umuduyla dolu.

Unutmayın dostlarım; bugün evlerimizde sevdiklerimizle huzurla oturabiliyorsak, arkamızda canını feda eden vatan evlatları olduğu içindir. Onlara borcumuzu, ülkemiz için elimizden gelenin en iyisini yaparak ödeyebiliriz. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak yerine, onları her daim dualarımızda ve kalbimizde yaşatmak boynumuzun borcudur.
2026 yılının hepimize huzur, barış, adalet ve savaşlardan uzak bir dünya getirmesini diliyorum.
Türkan Beyaz
01.01.2026

Bu yazıyı okudunuz mu?

Aşkı Arayan Şair

Koştur koştur şiirlerimizin ne anlattığı, neyi çağrıştırdığı, ne için yazıldığı, duygularımızın içine ne kadar yer …